Said b. Zeyd'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Yer mantan, men türündendir. Onun suyu da göz için bir şifadır diye buyururken dinledim." Şu 'be dedi ki: Ayrıca bana el-Hakem, el-Hasen el-Urani'den, o Amr b. Hureys'den, o Said b. Zeyd'den, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye bana haber verdi. Şube dedi ki: el-Hakem bana bunu tahdis edince, Abdulmeliklin hadisi dolayısıyla ben onu inkar etmedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Men gözler için bir şifadır." Bu başlıkta sözü edilen hadiste geçen "men" ile kastedilenin "minnet etmek" anlamındaki mastar değil de özel ve yenilen türden olduğunu kabul eden görüşün tercih edildiğine bir işarettir. Yer mantarı (el-kem'e) de yaprağı ve gövdesi olmayan bir bitkidir. Yerde ekilmeksizin bulunur. Ona bu adın (el-kem'e) veriliş sebebinin, gizlenip saklanması olduğu söylenmiştir. Mesela, şahitliği gizleyip saklamayan kimse hakkında: "Kemee'ş-şehadete" denilir. "Mendendir." Men ile neyin kastedildiği hususunda üç görüş vardır: Birinci görüşe göre maksat, bunun İsrailoğullarına indirilen men türünden olduğudur. Bu ise ağacın üzerine düşen bir tür çisinti olup, yapraklardan toplanıp tatlı olarak yenilir. et-Terencebın denilen çisinti de bu türdendir. Hadis, sanki menni yer mantarına benzetmiş gibidir. Buna sebep ise, her ikisinin de herhangi bir çalışma olmaksızın kendiliklerinden var olma özellikleridir
Hadis 5709 — Sahih al Bukhari #5709
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَعَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مَيِّتٌ. قَالَ وَقَالَتْ عَائِشَةُ لَدَدْنَاهُ فِي مَرَضِهِ، فَجَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا، أَنْ لاَ تَلُدُّونِي. فَقُلْنَا كَرَاهِيَةُ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ. فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ " أَلَمْ أَنْهَكُمْ أَنْ تَلُدُّونِي ". قُلْنَا كَرَاهِيَةَ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ. فَقَالَ " لاَ يَبْقَى فِي الْبَيْتِ أَحَدٌ إِلاَّ لُدَّ ـ وَأَنَا أَنْظُرُ ـ إِلاَّ الْعَبَّاسَ فَإِنَّهُ لَمْ يَشْهَدْكُمْ ".
[– 3710 - 3711-] Ubeydullah b. Abdullah'tan rivayete göre o, İbn Abbas ve Aişe'den şunu rivayet etmektedir: "Ebu Bekr r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefat etmiş olduğu halde öptü
Hadis 5710 — Sahih al Bukhari #5710
Ubeydullah dedi ki: Âişe şöyle dedi: Biz hastalığı içinde yarı baygın ikenPeygamber'e ağzının bir tarafından içeriye bir ilâç vermiştik. O da bize: "Bana ilâç vermeyiniz!" diye işaret etmeye başlamamıştı. Biz, Peygamber'in bunu istememesi, hastanın ilâçtan hoşlanmamasından ibarettir dedik (ve ilâç vermeğe devam ettik).Fakat Peygamber ayılınca: "Ben sizi bana ilâç vermekten men' etmedim mi?" buyurdu. Bu nehyi, hastanın ilâcı sevmemesidir diye düşündük, dedik. Bunun üzerine Peygamber: "Şimdi Abbâs hâriç, bu evde bulunan herkes gözümün önünde bu ilâçtan muhakkak içecektir, içmeden kalkmıyacaktır. Çünkü Abbâs beni ilaçlamanızda sizinle hazır bulunmadı" buyurdu
Ümmü Kays'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir oğlumla birlikte Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Bademciklerindeki rahatsızlığı dolayısıyla da ona bir tedavide bulunmuş idim. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Siz çocuklarınızı bu tedavilerle niçin rahatsız ediyorsunuz? Canlarını acıtıyorsunuz, size bu udi hindı'yi tavsiye ederim. Onda yedi tane şifa vardır. Bunlardan birisi de zatu'l-cenb hastalığıdır. Bu udihindi, boğaz rahatsızlığı dolayısı ile buruna çekilir; zatu'l-cenb hastalığı dolayısı ile de ağzından verilip içirilir." (Süfyan dedi ki:) Ben ez-Zührı'yi şöyle derken dinledim: (Rasulullah) bize bunların ikisini açıkladı. Ama beşini açıklamadı. (Ali İbnu'I-Medınl) dedi ki: Süfyan'a dedim ki: Ma'mer: (A'laktu anhu: Boğaz hastalığından onu tedavi etmiştim) lafzı yerine "a'laktu aleyhi" demektedir, dedi. O: Ma'mer bunu iyi bellememiş dedi. O sadece "a'laktu anhu" demiştir. Ben bunu ez-Zührı'nin ağzından ezberledim. Süfyan da çocuğun parmakla damağının dibinden bademciklerinin sıkıştırılmasını anlatmak üzere kendi parmağını damağının içine soktu. Parmağı ile damağının yukarı kaldırılmasını kastetmektedir ve o: A'likuu anhu şey'en: Ondan bir şeyi izale ediniz, gideriniz, demedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "(ledud) Ağzın yan tarafından ilaç koymak." ledCıd, hastanın ağzının yan taraflarından birisine konulan ilaca denilir. Birinci hadise dair yeterli açıklamalar, daha önce Nebi s.a.v.'in vefatı bahsinde (4452,4454.hadislerde) geçmiş bulunmaktadır. Nebiin ağzına ne verdikleri de orada açıklanmıştı. İkinci hadisin şerhi ise biraz sonra el-uzre (boğaz hastalığı) başlığında gelecektir. 22. BAB
Hadis 5714 — Sahih al Bukhari 76:31
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، وَيُونُسُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاشْتَدَّ وَجَعُهُ، اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ فِي أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي، فَأَذِنَّ، فَخَرَجَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ، تَخُطُّ رِجْلاَهُ فِي الأَرْضِ بَيْنَ عَبَّاسٍ وَآخَرَ. فَأَخْبَرْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ قَالَ هَلْ تَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ الآخَرُ الَّذِي لَمْ تُسَمِّ عَائِشَةُ قُلْتُ لاَ. قَالَ هُوَ عَلِيٌّ. قَالَتْ عَائِشَةُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ مَا دَخَلَ بَيْتَهَا وَاشْتَدَّ بِهِ وَجَعُهُ " هَرِيقُوا عَلَىَّ مِنْ سَبْعِ قِرَبٍ لَمْ تُحْلَلْ أَوْكِيَتُهُنَّ، لَعَلِّي أَعْهَدُ إِلَى النَّاسِ ". قَالَتْ فَأَجْلَسْنَاهُ فِي مِخْضَبٍ لِحَفْصَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ طَفِقْنَا نَصُبُّ عَلَيْهِ مِنْ تِلْكَ الْقِرَبِ، حَتَّى جَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا أَنْ قَدْ فَعَلْتُنَّ. قَالَتْ وَخَرَجَ إِلَى النَّاسِ فَصَلَّى لَهُمْ وَخَطَبَهُمْ.
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha şöyle demiştir: ''Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ağırlaşıp, ağrıları şiddetlenince diğer zevcelerinden hastalığım benim evimde geçirmesi için izin istedi. Onlar da ona izin verdiler. (Mescide) ayakları yerde süründüğü halde Abbas ile bir diğer kişi arq.sında çıktı. Ben (Ubeydullah b. Abdullah) İbn Abbasla bunu haber verince, bana: Aişe'nin adını vermediği o diğer adamın kim olduğunu biliyor musun, dedi. Ben: Hayır deyince, o kişi Ali 'dir, dedi. Aişe dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evine girip hastalığı şiddetlendikten sonra şöyle buyurdu: Bana ağız bağları çözülmemiş yedi kırbadan su dökünüz. Belki kendimde bir hafiflik bulur da insanlara vasiyette bulunurum. Aişe dedi ki: Biz de onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Hafsa'ya ait olan bir leğen içine oturttuk. Sonra olmbalardan üzerine su dökmeye koyulduk. Bize: Bu kadar yeter, diye işaret edinceye kadar devam ettik. Aişe dedi ki: Sonra insanların yanına çıktı ve onlara namaz kıldınp hutbe verdi. ii
Hadis 5715 — Sahih al Bukhari 76:32
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أُمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ الأَسَدِيَّةَ ـ أَسَدَ خُزَيْمَةَ، وَكَانَتْ مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا، قَدْ أَعْلَقَتْ عَلَيْهِ مِنَ الْعُذْرَةِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عَلَى مَا تَدْغَرْنَ أَوْلاَدَكُنَّ بِهَذَا الْعِلاَقِ عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ مِنْهَا ذَاتُ الْجَنْبِ ". يُرِيدُ الْكُسْتَ، وَهْوَ الْعُودُ الْهِنْدِيُّ. وَقَالَ يُونُسُ وَإِسْحَاقُ بْنُ رَاشِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَلَّقَتْ عَلَيْهِ.
Ubeydullah b. Abdullah'tan rivayete göre; "Ümmü Kays, kendisine şunu haber vermiştir: O boğaz ağrısından dolayı tedavi etmiş olduğu bir oğlu ile Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gitmişti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştu: Boğaz hastalığı dolayısıyla böyle bir tedavide bulunarak niçin çocuklarınıza eziyet ediyorsunuz? Sizler şu udihindi ile tedavi etmeye bakınız. Çünkü onda yedi tane şifa vardır. Zatu'l-cenb de bunlardan birisidir. "Üdihindi ile kastettiği el-küst'tür, udihindi ile aynı şeydir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Uzretu: Boğaz ağrıs!." Bu, boğaz ağrısına verilen bir isimdir. Küçük dile yakın bir yerde görülür. el-Uzre'nin küçük dilin adı olduğu da söylenmiştir. Maksat ise onun ağrısıdır. Onun küçük dile yakın bir yer olduğu da söylenmiştir. Küçük dil de boğazın dibindeki et parçacığıdır
Ebu Said'den, dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Benim kardeşim ishal oldu, dedi. Allah Rasulü: Ona bal içir, buyurdu. O da ona bal içirdi. Daha sonra adam: Ben ona bal içirdim. Ama bu onun ishalini artırmaktan başka bir işe yaramadı, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: Allah doğru söylemiştir. Senin kardeşinin karnı ise yalan söylemiştir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Karın hastalığına yakalanmış kimsenin tedavisi." Karın hastalığına yakalanmış olan (el-mabtCın), aşırı ishalden dolayı karnından rahatsız olan kimse demektir. Bunun birçok sebebi vardır. "Ona bal içir, buyurdu." Kasıt, arı balıdır. Araplarca meşhur olan da budur. Emrin zahirinden anlaşıldığına göre balın katıksız olarak içilmesini istemiştir. Ancak karışım halinde (şerbet olarak) içirilmesini kastetmiş olma ihtimali de vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "kardeşinin karnı yalan söylemiştir" buyruğuile bu ilacın faydalı olduğuna, hastalığın devam etmesinin ise ilacın özü itibariyle kusurlu olmasından kaynaklanmadığına, ancak hastalığın sebebi olan o bozucu maddenin çok yoğun olduğuna bir işarettir. Bundan dolayı bu bozucu maddenin büsbütün boşaltılması için kardeşine tekrar bal içirmesini emir buyurmuştur. Nitekim böyle olmuş ve Allah'ın izniyle hasta iyileşmişti. "Kitabu'l-Mieti fı't-Tıb" adlı eserin müellifi der ki: Bal bazen damarlara hızlıca sirayet eder ve bal ile birlikte gıdaların büyük bir bölümü de kana nüfuz eder. İdrar söktürür ve kabz da yapabilir. Bazen de midede kalarak mideyi harekete geçirip yemeği iter ve ishal yapar. Dolayısı ile ishal olan birisine tedavi için tavsiye edilmesini mutlak olarak kabul etmemek, bunu kabul etmeyenin anlayışsızlığındandır. Başkaları da şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tıbbının iyileştirid olduğu kesindir. Çünkü o vahiyden sadır olmuştur. Başkasının tıbbının ise çoğunlukla kaynağı, tahmin ya da deneydir. Nebevı tıbbı kullanan bazı kimselerin iyileşmesi gecikebilir. Buna sebep ise o tıbbı kullanan kimsenin o yolla şifa bulacağına dair inancının zayıflığı ve onu kabul ile karşılamasındaki yetersizliğidir. Bunun en açık misali ise kalplerde bulunanlara şifa olan Kur'an-ı Kerim'dir. Bununla birlikte bazı insanların kalplerinde bulunanlara şifa olmayabilir. Buna sebep ise o kimsenin itikadındaki ve onu kabul ile karşılayışındaki eksikliktir. Hatta münafık olan kimsenin murdarlığına murdarlık, hastalığına hastalık katmaktan başka bir şey de yapmaz. O halde Nebevı tıp, ancak hoş ve temiz bedenlere uygundur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in şifası da .ancak iyi kalpler ile uyum arz eder. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hastalığın bulaşması da yoktur, safer de yoktur, Hame (baykuşun uğursuzluğu) da yoktur, buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi: Ey Allah'ın Rasulü, o halde neden benim develeri m çölde kumlarda ceylanlar gibi iken uyuz bir deve geliyor, aralarına girip onları da uyuz ediyor, diye sordu. Allah Rasulü: Peki o ilkine o hastalığı bulaştıran kimdi, diye karşılık verdi." Bunu ez-Zührl, Ebu Seleme ile Sinan b. Ebi Sinan'dan diye rivayet etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Safer -ki o, karında görülen bir ağrı dır- yoktur." Buhari, safer'i bu şekilde kesin bir ifade ile açıklamış bulunmaktadır. Ama Ebu Ubeyde Ma'mer b. el-Müsenna, Garibu'l-Hadis adlı eserinde Yunus b. Ubeyd el-Cerml'den şunu rivayet etmektedir: Yunus, Ru'be b. el-Accac'a (safer'in ne olduğunu) sormuş, Ru'be: O, davarlara ve insanlara isabet eden, karında görülen bir yılandır (şerit) ve bu Araplara göre uyuzdan daha çok bulaşıcıdır, demiştir. Bu açıklamaya göre safer'in kabul edilmeyişinden maksat, bulaşıcı olduğuna dair inançlarının reddedilmesidir. Buhari'nin bu görüşü ağırlıklı ve tercihedeğer görmesi, hadiste el-adva (hastalığın bulaşması) ile birlikte zikredilmiş olmasından dolayıdır. Taberi de aynı şekilde bu görüşü tercih etmiştir. Şöyle de açıklanmıştır: Safer ile kastedilen, yılandır. Ama bunun olmadığını söylemekten maksat, onların bu• hastalığa yakalanan kimsenin öleceğine dair inançlarının reddedilmesidir. Şeriat koyucu, ölümün ancak ecelin sona ermesi ile meydana geleceğini belirterek bu inancı reddetmiş bulunmaktadır. Bu açıklama şekli Cabir'den rivayet edilmiş bulunmaktadır. Cabir de "safer yoktur" hadisinin ravilerinden birisidir. Bu açıklamayı et-Taberi yapmıştır. Safer ile ilgili bir başka görüş daha vardır. O da şudur: Bundan maksat safer ayıdır. Şöyle ki, Araplar daha önce Hac bölümünde açıklandığı üzere, safer ayını haram ay yapıyor ve muharrem ayını helal ay kılıyorlardı. İslam gelerek onların yaptıkları bu uygulamaları reddetti. Bundan dolayı da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Safer yoktur" diye buyurdu