حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنِ الْعَبَّاسِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَلْ نَفَعْتَ أَبَا طَالِبٍ بِشَىْءٍ.
Abbas'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Sen amcan Ebu Talib'e herhangi bir şeyle fayda verdin mi?' diye sorduğu nakledilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bi küfrihinne" yani nankörlükleri sebebiyle. Bu hadisin geniş bir açıklaması Küfranu'l-Aşır başlığı altında geçmişti. Kurtubi şöyle der: Kadınların cennet ahalisinin en azı olmalarının sebebi -akıllarının eksikliği ve çok çabuk aldanmaları nedeniyle- heva ve hevesin kendilerine baskın gelmesi, dünya zınetine meyletmeleri ve ahiretten yüz çevirmeleridir. "Ashabu'l-cidd" deyimindeki "el-cidd" zenginlik, başkasına ihtiyaçsızlık demektir. "Mahbusune" yani ellerindeki mallardan dolayı hesaba çekilecekleri için fakirlerle birlikte cennete girmekten alakonulmuşlardır. Bu durum, sırat köprüsünden geçtikten sonra alacak ve vereceklerini takas ettikleri köprünün başında olacaktır. "Ge bi'l-mevti" ölüm getirilir. Meryem suresinin tefsirinde Ebu Said hadisinde "Ölüm boz bir koç suretinde getirilir" hadisi geçmişti. Mukatil ve Kelbi "el/ez! halaka'l-mevte ve'l-hay6te = ölümü ve hayatı yaratan"(Mülk 2) ayetini tefsir ederken ölümü uğradığı herkesin öldüğü bir koç suretinde, hayatı uğradığı herkesin can bulduğu bir at suretinde yaratan demişlerdir. Kurtubi şöyle der: Ölümün koç suretinde getirilmesinin arkasında yatan hikmet İbrahim'in oğlunun koçla kurtulduğu gibi, onların yerine fidye olarak koçun gönderildiğine işaret etmek içindir. "Hatta yuc'ale beyne 'I-cenneti ve'n-nar = Cennetle cehennem arasında yatırılır." Tirmizl'de Ebu Hureyre'nin nakline göre "Bu koç cennetle cehennem arasındaki surun üzerine yatırılacaktır. "(Tirmizi, Sıfatu'l-cenne) "Ey cennet ehli! Artık ölüm yoktur." Kadı Ebu Bekir b. el-Arabi şöyle der: Bu hadis akla ters düştüğü için anlaşılması problemli görülmüştür. Çünkü ölüm bir arazdır. Araz herhangi bir cisme dönüşmez. Şu halde nasıl kaça dönüşüp kesiliyor? Bir grup bilgin bu hadisin sıhhatini inkar etmişler ve onu kabul etmemişlerdir. Bir başka grup ise tevil etmiş ve "Bu bir temsili anlatımdır, ortada gerçekten herhangi bir kesim yoktur" demişlerdir. Bir başka grup ise "Tam tersine kesim hakiki manadadır. Kesilen insanların ruhlarını almaya görevlidir. Onu herkes tanır, çünkü insanların ruhlarını almaya o görevlendirilmişti" demişlerdir. Biz de şunu ekleyelim: Bazı son dönem (müteahhirun) bilginler bu açıklamayı esas almışlar ve "o, bize görevlendirilmiş olan ölümdür" cümlesindeki "ölüm"ü "ölüm meleği" şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü dünyada insanların canlarını almaya görevli olan melek, -Allahu Teala'ın Secde suresinde ifade ettiği üzere- ölüm meleğidir. Buna mana itibariyle bir de ölüm meleği sağ olmaya devam etseydi, cennetliklerin yaşantıları boğazlarına düğümlenirdi demişlerdir. Bu görüşü savunan bilgin kendi yaklaşımını bir de hadisteki "Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha ziyade olunur. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha arttırılır!" ifadesiyle teyit etmiştir. Kurtubi et-Tezkire'de şöyle der: Ölüm soyut bir şeydir. Soyut olan kavramlar cevhere dönüşmezler. Allahu Teala amellerin sevabından şahıslar yaratır. Ölüm de böyledir. Allahu Teala bir koç yaratmış ve ona ölüm ismini vermiştir ve her iki zümrenin kalbine bu (koç suretindeki) ölümün kesilmesinin, onların cennette ve cehennemde ebediyyen kalacaklarına delil olduğu düşüncesini vermiştir. Bir başkası şöyle der: Allahu Teala'ın arazlardan cesetler yaratmasında herhangi bir mani yoktur. Allah bunlardan madde yaratır. Nitekim Müslim' de yer alan bir hadiste "Bakara ue Aif İmran sureleri sanki iki bulut gibi geleceklerdir" (Müslim, Sıfatu'l-müsafirın) denilmiştir. Buna benzer daha başka hadisler de vardır. Kurtubi şöyle demiştir: Bu hadisler cehennemliklerin oradaki ebediyetlerinin sonsuza kadar süreceğini, ikametlerinin ölüm, rahat ve faydalı bir hayat sözkonusu olmaksızın devam edeceğini açıkça belirtmektedir. Nitekim Allahu Teala "Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez"(Fatır 36) "ızdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri döndürülürler"(Hacc 22) diye haber vermektedir. Cehennemliklerin oradan çıkacaklarım, cehennemin bomboş kalacağını veya yok olup ortadan kalkacağını iddia edenler, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği haberlerin gereğinin ve ehl-i sünnetin icmaının dışına çıkmış olurlar. "Uhillu = indiriyorum." "Rıdvanı = hoşnutluğumu." Cabir hadisinde "Benim hoşnutluğum daha büyüktür" ifadesi yer almaktadır. Burada Allahu Teala'ın ':Allah'ın nzası ise hepsinden büyüktür"(Tevbe 72) ayetine bir işaret vardır. Çünkü Allah'ın rızası her türlü başarının ve mutluluğun sebebidir. Efendisinin kendisinden razı olduğunu bilen her kul ve kölenin, bu durum her türlü nimetten daha fazla gözünü aydın eder, kalbini hoş eder. Çünkü bunda bir tazim ve onurlandırma vardır. Hadis, cennetliklere verilen nimetin üstünde başka bir nimet olmadığı ifade edilmektedir. "Senin oğlun elbette firdeus cennetindedir." Firdevs cennetinden burada maksat cennetin en üstün ve yüce makamlarından biri olduğudur. "Men kibei'l-kafir." Bu, pazıyla omuzun birleştiği yer yani omuz arasıdır. "Kafirin iki omuzu arası süratli bir süuari yürüyüşüyle üç günlük mesafedir." İbnü'l-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ebu Hureyre'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü kafirin dişi, Uhud'dan daha büyük olacaktır. Kafirin dişleri onlarla cehennem dolsun ue azap görsünler diye büyütülecektir." Bu hadisin isnadı sahihtir. Ravi bunu Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğini belirtmemiştir, fakat ifade hükmen merfudur. Zira böyle bir hükmü akıl yürüterek, düşünce ile söylemek mümkün değildir. Haberin baş tarafını Müslim başka bir senedIe Ebu Hureyre'den merfu olaraknakletmiş ve şu farklı cümleyi kuııanmıştır: "Kofirin cildinin kalınlığı üç günlük mesafe kadar olacaktır." (Müslim, Cenne) Bezzar'ın bir üçüncü isnadla ve sahih bir senedIe Ebu Hureyre'den yaptığı nakilde ise şöyle denilmektedir: "Kofirin cildinin kalınlığı ve kesafeti Cebbar arşınıyla kırk iki arşın olacaktır." (Ahmed b. Hanbel, II, 234, 537; Hakim, el-Müstedrek, IV, 637) Bu haberi Beyhaki nakletmiş ve "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile yani Cebbar kelimesi ile korkutmayı kastetmiştir dedikten sonra bununla sözkonusu arşının büyüklüğüne işaret olsun diye zorbalardan herhangi birini kastetmiş olma ihtimali de vardır demiştir. İbnü'I-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ubeyd b. Umeyr'in naklettiği sahih ve mürsel bir hadiste "Kofirin cildinin kalınlığı yetmiş arşındır" ifadesi yer almaktadır. Bu miktarlardaki farklılık öyle anlaşılıyor ki kafirin cehennem ateşindeki gördüğü azabın farklılığı şeklinde yorumlanmıştır. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle der: Kafirin vücudunun cehennem ateşinde büyütülmesi, azabının büyük olması ve eleminin kat kat olması amacıyladır. Kurtubi şöyle devam eder: Bu, bazıları için geçerlidir. Çünkü bir başka hadis şöyle der: "Böbürlenenler kıyamet günü mahşere erkek kılığında kannca şeklinde geleceklerdir. Onlar cehennemde bulunan ve adına bulus denilen bir hapse sevkedileceklerdir. "(Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame; Ahmed b. Hanbel, ıı, 179) Kurtubi şöyle der: Kafirlerin cehennemde azablarının birbirinden farklı olacağında hiç şüphe yoktur. Nitekim bu kitap ve sünnetten anlaşılmaktadır. Çünkü biz kesin olarak biliyoruz ki Nebileri öldüren, Müslümanları katleden, yeryüzünde fesat çıkaran kimselerin azabları sadece küfre sapmış ama Müslümanlara iyi muamele de bulunan bir kafirle aynı derecede olmayacaktır. "La yaktauha= yine de onu kat edip bitiremez." Yani onun daııarından yere doğru eğilen en son dala ulaşamaz. "Evi'l-mudammer" talimli. Bu kelimenin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. "el-Guref = köşkleri." Bu köşklerin nitelikleri hakkında Ebu Malik elEş'arl'nin naklettiği merfu bir hadiste Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: "Cennette öyle köşkler vardır ki dışından içi görünür." Bu hadisi Tirmizi ve İbn Hibban nakletmişlerdirsı "Şefaatle (bir kauim) ateşten çıkar." İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Mutezile ve Hariciler günahkarlardan cehenneme konulmuş olan kimselerin çıkarılması noktasındaki şefaati inkar etmişlerdir. Onlar delil olarak "Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Müddessir 48) ayetiyle diğer ayetleri esas almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kafirlerle ilgili olduğunu söyleyerek cevap vermişlerdir ve Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaat edeceğine dair mütevatir hadisler geldiğini ifade etmişlerdir. Ehl-i sünnetin görüşünün isabetliliğini "(Böylece) Rabbinin seni Makam-ı Mahmud'a göndereceğini umabilirsin"(İsra 79) ayeti göstermektedir. Çoğunluk, bu ayette yer alan "Makam-ı Mahmud"dan maksatın şefaat olduğunu söylemiştir. Taberi'nin görüşü şudur: Tevil alimlerinin çoğunluğuna göre "Makam-ı Mahmud" Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mahşer halkını içinde bulundukları sıkıntıdan rahata erdirmek için duracağı yerdir. Taberi bundan sonra bir çok hadise yer vermiştir ki bunların bazılarında bu görüş açıkça belirtilirken, bazıları bunun mutlak şefaat olduğunu söylemişlerdir. Bu hadislerden birisi Selman'ın naklettiği şu hadistir: 'Ililah da ona ümmetine şefaat etme yetkisi uerir. İşte bu Makam-ı Mahmud'dur. "(EbuYa'la, Müsned, VI, 210) Bizim bu konudaki kanaatimiz şudur: Tercih edilen görüşe göre Makam-ı Mahmud'dan maksat, şefaattir. Fakat Makam-ı Mahmud konusunda zikredilen hadislerdeki şefaat iki çeşittir: Birincisi ilahi yargının başlaması konusundaki genel şefaattir, ikincisi günahkarların cehennemden çıkarılması noktasındaki şefaattir. Nevevi Kadı lyaz'a uyarak şöyle demiştir: Şefaat beş çeşittir. Bunlardan birincisi mahşer yerindeki korkudan rahatlatma, ikincisi bazı kimseleri sorgusuz sualsiz cennete koyma, üçüncüsü inceden inceye hesaba çekilip, azabı hak eden bazı kimseleri azab edilmeyecekler zümresine katma, dördüncüsü asilerden cehenneme atılanları oradan çıkarma, beşincisi dereceleri yükseltme .. Şefaatin birinci çeşidine onyedinci hadisi açıklarken dikkat çekilecektir. Şefaatin ikinci çeşidinin delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Ümmetim ümmetim!" şeklindeki yakarmasına Cenab-ı Hakkın "Ümmetinden üzerinde hesap olmayanlan cennete koy" şeklindeki emridir. İfade bu şekilde aktarılmıştır. Öyle anlaşılıyor ki bunun delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hesapsız olarak cennete girecek yetmişbin kişiden daha fazlasını istemesi ve bu isteğinin kabul edilmesidir. Bunun açıklaması bundan önceki bölümde ilgili hadis açıklanırken geçmişti. Şefaatin üçüncü çeşidi Müslim' de yer alan Huzeyfe hadisindeki şu ifadedir: "Sonra Nebiiniz sıratın üzerinde durur ve 'Ya Rabbı Sıratın zararından ve afetinden bizi uzak kıl' der. "(Müslim, İman) Bunun başka delilleri de vardır. Bunları onyedinci hadisi açıklarken zikredeceğiz. Şefaatin dördüncü çeşidini de geniş geniş zikretmiştik. Şefaatin beşinci çeşidinin delili Müslim'de yer alan Enes hadisindeki şu ifadedir: "Ben cennette ilk şefaat edici olurum. "(Müslim, İman) Kendileriyle karşılaştığımız bazı kişiler hadisi bu şekilde aktarmışlardır. Bu hadisin şefaatin beşinci çeşidine deIilolması, cennetin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaatinin gerçekleşeceği mekan olmasındandır. Bizce bu açıklama tartışılır. Çünkü ben cennetin Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendine mahsus olan ilk şefaatinin mekanı olacağını açıklayacağım. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradaki talebi ameli yüksek dereceye eremeyen kimselere o derecelere ermesi için şefaat talep etmesidir. Nevevi er-Ravda isimli eserde dayanağını zikretmeyerek bu şefaatin Hz. Nebi'e mahsus özelliklerden olduğuna işaret etmiştir. Kadi İyad bir altıncı şefaat çeşidine işaret etmiştir. Bu da amcası Ebu Talib'in azabının hafifletilmesidir. Nitekim buna ondördüncü hadis açıklanırken değinilecektir. "Şefaatle ateşten sanki searfr gibi çıkarlar." Bu kelimenin tekili su'rur'dur. "ed-Değabis"tir. İbnü'l-Arabi, searir küçük acurlardır demiştir. Ebu Ubeyde de aynısını söylemiş ve se harfi yerine şın harfi ile telaffuz edileceğini belirtmiştir. Ravinin Amr b. Dinar'ın dişleri düşmüştü. Onun için kelimeyi se He söyleyecek yerde şın harfi ile telaffuz etmişti demesinin sebebi bu olsa gerektir. "Değabis" hakkında Asmai şöyle demiştir: Sumam denilen bitkinin köklerinde biter, kuşkonmaz otuna benzer, soyulur, sonra zeytinyağı ve sirkeye batırılarak yenilir. Bir Uyarı: Bu benzetme cehennemden çıkanların bitki gibi bittikten sonraki niteliklerine dairdir. Cehennemden ilk çıktıklarında onlar -bundan sonraki hadiste geleceği üzere- kömür gibi kapkara olacaklardır. "Ahmasa." Ahmas yere temas etmeyen demektir ki yürüme esnasında ayağın yere temas etmeyen çukur kısmı demektir. "bakır tencere ve dar boğazlı olup içinde su ısıtılan kumkuma adındaki madeni kabın kaynaması gibi kaynayacaktır." Hadis metninde geçen "el-mircel" bakır tencere demektir. "el-Kumkum" aktarların kullandıkları meşhur kaptır. Bazıları bunun dar boğazlı, içinde su kaynayan bir kap olduğunu söylemişlerdir ki bakırdan veya başka şeyden yapılabilir. Kadi İyad "kema yağli'l-mircelü ve'l-kumkumu" demiştir. "Umarım ki benim şefaatim kıyamet gününde amcama fayda uerir." 'I'\rtık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Muddessir 48) ayet-i kerimesinin yanında Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Şefaatim fayda uerir" ifadesi, anlaşılması zor ve problemli görülmüştür. Buna şöyle cevap verilmiştir:Şefaatin fayda vermesi, Hz. Nebie mahsus bir özelliktir. Bundan dolayı onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özellikleri arasında saymışlardır. Bazılarına göre bu ayetteki "fayda verme" hadisteki "fayda verme"den başkadır. Ayette "fayda verme" den maksat cehennE!mden çıkarmak, hadisteki "fayda verme"den maksat ise azabı hafifletmektir. Kurtubi bu açıklamayı kesin bir dille ifade etmiş, şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması şudur: Kafirler hakkında şefaat, onlar hakkında hiç kimsenin şefaatte bulunamayacağına dair sadık haberin mevcut olmasından dolayı imkansızdır. Bu her kMir hakkında geneldir. Bu genel hükümden tahsis edileceklerine dair haber bulunanların bundan istisna edilmeleri mümkündür. Kurtubi şöyle der: Bazı düşünce ehli kimseler bunu şöyle yorumlamışlardır: KMirin azaptan olan karşılığı onun küfrüne ve masiyetinedir. Allahu Teala'ın bazı kafirlerin bazı masiyetlerinin cezasını kMire sevap vermek için değil, şefaat edenin kalbini hoş tutmak için kaldırabilir. Çünkü kMirin hasenatı, kMir olarak öldüğü için boşa gitmiştir. Müslim'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kafire gelince, ona dünyadaki hasenatı uerilir. Ahirete gittiğinde artık hiçbir hasenesi yoktur. "(Müslim, Sıfatu'l-Münafikin "Lestu hünaküm = ben buna ehil değilim." Kadı lyaz şöyle demiştir: "Lestu hunaküm" cümlesi, onun mertebesinin kendisinden talep edilen mertebeden daha aşağı olduğunun kinayeli bir anlatımıdır. İlgili Nebi s.a.v. bu cümleyi tevazu olsun diye ve kendisinden istedikleri şeyin büyük olduğunu vurgulamak için söylemiştir. Kurtubi şöyle der: Bu cümle "(Benden şefaat etme- . mi istediğiniz) bu makam, bana ait değil, bir başkasına aittir" şeklinde bir anlama işaret olabilir. Biz de şunu ekleyelim: Ma'bed b. Hilal'in rivayetinde "O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ben buna ehil değilim diyecektir." Huzeyfe'nin rivayetinde ise "Ben bunun sahibi değilim" diyecektir. Bu, sözkonusu işareti teyit etmektedir. "Yezkuru hatıetehu = hatasını zikreder." Bu cümle Müslim'de işlemiş olduğu hatasını zikreder şeklindedir.(Müslim, İman) Hemmam'ın rivayetinde "O ağaçtan yediğinden söz eder. Halbuki ona yaklaşmak yasak edilmişti" cümlesi yer almaktadır. "Siz Nuh'a gidin der. Sonra onlar Nuh'a gelirler." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Fakat onlar Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk resulolan Nuh'a gelirler" şeklindedir. "Ben buna ehil değilim der ve işlediği hatadan söz eder ve Rabbinden o yüzden haya eder." Hişam'ın rivayetinde "Rabbinden hakkında bilgisi olmayan şeyi ister" cümlesi yer almaktadır. Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise Nuh aleyhisselaın "Ben Rabbime bir duada bulundum ve yeryüzü suyla kaplandı" demiştir. Bununla bundan öncekini birbirinden şöyle ce cem ve telif etmek mümkündür: İbrahim aleyhisselaın Allahu Teala'tan iki sebepten özür dilemiştir. Bunlardan birisi Allah kendisine hakkında bilgisi olmayan şeyi istemesini yasaklamış ve o da mahşerde bulunanlara olan şefaatinin bu kabilden bir şeyolmasından korkmuştur. İkincisi ise onun kesin olarak kabul edilecek bir duası vardı. O bu duasını yeryüzündeki insanların aleyhine olarak kullandı ve şimdi (daha önce kesin olarak kabul edilecek duasını yaptığı için) şefaat talep ettiği takdirde bunun kabul edilmeyeceğinden korktu. "İbrahim'e gidin." Bu cümle Müslim'in rivayetinde "Fakat siz Allah'ın kendisini dost edindiği İbrahim'e gidin" şeklindedir.(Müslim, İman) "İbrahim 'Ben buna ehil değilim' der ve işlediği hatadan söz eder." Müslim'de bu cümle şu şekildedir: "O işlediği hatadan söz eder ve bundan dolayı Rabbinden haya eder." Ebu Bekir'in rivayet ettiği hadiste ise "Bu istediğiniz benim yanımda değildir" diyeceği nakledilir. Hemmam'ın rivayetinde ise "Ben üç kez yalan söylemiştim" şeklindedir. Şeyban kendi rivayetinde onun söylediği yalanları şöyle nakleder: "Bunlar 'Ben hastayım'(Saffat, 89) 'Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır'(Enbiya, 63) ve karısına söylediği 'Ona benim senin erkek kardeşin olduğumu söyle' cümleleridir. " Beyzeıvi şöyle demiştir: Gerçek şu ki bu üç cümlenin üçü de üstü kapalı ta riz şeklindeki ifadelerdir. Fakat şekli itibariyle yalan olduğu için İbrahim aleyhisselam böyle bir ifadeyi kullandığı halde -şefaat etme açısından kendisini küçük gördüğü için- bundan korkmuştur. Çünkü Allah'ı en iyi tanıyan ve mertebe itibariyle ona en yakın olan kimse, ondan en çok korku duyan kişidir. "Allahu Teala'ın kendisiyle konuştuğu Musa'ya gidin." Hemmam'ın rivayetinde bir de "Fısıldaşan kimse kadar kendisine yaklaştırdığı" cümlesi yer almaktadır. "Ona gelirler." Müslim'in rivayetinde "Musa'ya gelirler. Musa der ki" şeklindedir. Ebu Hureyre hadisinde ise rivayet şöyledir: "Ona 'Ya Musa! Sen Allah'ın Resulüsün. Allah risaleti ile ve seninle konuşmasıyla seni insanlara üstün kıldı. Bize şefaat et' derler." Musa da Adem'in dediği gibi söyler ve aynı cevabı verir, fakat sonunda "Ben öldürmem emredilmeyen bir kişiyi katlettim" der. "İsa'ya gidin." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya gidin" şeklindedir. "Muhammed'e gidin. Allah onun geçmiş ve geri kalmış bütün günahlannı mağfiret buyurmuştur der." "Geçmiş günah"tan maksat, Nebilikten öncesi, "geri kalmış günah"tan maksat ise onun günahlardan korunmuşluğudur denilmiştir. Bir başkası ise "yanılarak veya tevilde bulunarak işlediği hatalardır" demişlerdir. Bir diğeri ise şöyle demiştir: "Geçmiş günah"tan maksat, Adem'in günahı, "geriye kalmış günah"tan maksat ümmetinin günahıdır. Bir başkasına göre bu cümlenin manası şöyledir: O bağışlanmıştır, günah işlese bile hesabı sorulmayacaktır. Bir başkası ise bundan başka demiştir. Bizim kanaatimize göre buraya en uygun olan mana dördüncüsüdür. "Ben Rabbimin huzuruna izin isterim." Hemmam'ın rivayeti "Rabbimin yurduna girmek için izin isterim ve bana izin verilir" şeklindedir. Kadi İyad ise "Şefaat konusunda bana izin verilir" demiştir. Ancak bu görüş şu şekilde tenkide uğramıştır: Daha önce geçen ifadelerin zahirinden anlaşılan Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk izin isteği ve kendisine izin verilmesi, Dar'a yani cennete giriş esnasındadır. Oranın Allah'a izafe edilmesi şereflendirme izafesidir. Nitekim "Vallahu yed'(i ila dari's-selam = Allah kullannı esenlik yurduna çağınyor"(Yunus 25) cümlesi de bu kabildendir. Burada "es-selam" kelimesinden maksat, Allah'ın ism-i azamıdır. Bu, Allah'ın esma-i hüsnasındandır. Bazılarına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu mekandan daru's-selama intikal etmesindeki hikmet şudur: Mahşerde bekleme alanı, arz ve hesaba çekilme makamı olduğu için bir korku ve ürperme mkanıdır. Şefaat eden zatın makamı ise bir ikram ve onurlandırma makamının ise olması uygundur. Buradan hareketle dua için şerefli bir mekanın araştırılması hoş olmuştur. Çünkü orada dua, kabule daha yakındır. Biz de şunu ekleyelim: Hadisin rivayet yollarından birinde mahşerde bulunanların talepleri arasında cennet kapısının açılması talebi de vardır. Müslim'in Sahih'inde yer alan bir rivayete göre cennetin kapısının açılmasını isteyecek ilk kişi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacaktırM Müslim'de yer alan Ali b. Zeyd'in Enes'ten yaptığı rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben cennet kapısının halkasını elime alır ve çeviririm. Bana 'Kimdir ..... denilir. Ben 'Muhammed' derim ve bana kapıyı açarlar, hoş geldin derler ve ben hemen secdeye kapunınm" demiştir.(Tirmizi, Tefsir) Müslim'de Sabit'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aynı olayı şöyle anlatmıştır: "Cennetin bekçisi 'Kimdir o;::>' diye sorar. Ben 'Muhammed' derim. Cennetin bekçisi 'Senden dolayı daha önce bu kapıyı hiç kimseye açmamam emredildi' der. "(Müslim, İman) "Sonra şefaat ederim." Ma'bed b. Hilal'in rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Rabbi ümmetim! ümmetim! ümmetim' derim" demiştir. "Benim için bir sınır tayin buyurur." Allah benim için şefaatin her aşamasında durmam gereken bir sınır tayin eder ve ben o sınırı geçmem. Mesela "Ya Rabbi! Cemaatle namazı ihlal edenler hakkında senden şefaat dilerim" derim. Sonra namazını ihmal edenler hakkında, içki içenler hakkında, zinaedenler hakkında sana şefaat dilerim derim. Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu üslup üzere şefaat eder. Bunu Tıybi nakletmiştir. Haberin ifade akışının gösterdiği, bundan maksadın oradan çıkarılanların mertebelerinin salih amele göre birbirinden farklı olacağını vurgulamaktır. "Kur'an'ın hapsettikleri hariç." Katade bu cümleye gelince "Bunlar, üzerlerine hulCıd (ebedilik) vacib olanlardır" derdi. Ahmed b. Hanbel'de yer alan Said'in rivayetinde "Kur'an'ın hapsettikleri hariç" cümlesinden sonra Enes b. Malik'in rivayeti yer almaktadır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "La ildhe illa'l-lah deyip, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığı kadar hayır olan kimse cehennemden çıkacaktır" buyurmuştur. Bu cümle, Hişam'ın hadisten ayırdığı kısım olup, açıklaması İman Bölümünde başlı başına geçmişti. Ma'bed b. Hilal'in Enes'ten, Hasan-ı Basri vasıtasıyla Enes'e dayandırdığı rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Sonra dördüncü kez ayağa kalkar ve 'Ya Rabbi! La ildhe illailah diyenler hakkında bana izin ver' derim. Rabbim de bana senin böyle bir iznin yoktur buyurur" demiştir. Enes bundan sonra hadisin onların cehennemden çıkarılmaları ile ilgili olan kalan kısmını nakleder. Bazı bid'atçiler, asilerden cehenneme girenler bir daha oradan çıkmayacaktır şeklindeki iddialarını ispat ederken bu hadise dayanmışlardır. Çünkü onlar ayetten de "Artık kim Allah ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki ona (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi uardır"(Cin 23) ayetini delil olarak almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kaHrler hakkında indiğini söyleyerek cevap vermiştir. Ehl-i sünnete göre ayetin bundan daha genelolduğunu kabul etsek bile tevhid ehli kimselerin özellikle cehennemden çıkarılacakları sabittir. Ayette sözü edilen "ebedilik" şefaatçilerin şefaati gerçekleştikten sonra orada kalanlar hakkındadır ki bunlar merhamet edenlerin en merhametlisi Allahu Teala'ın kabzasıyla oradan çıkacaklardır. Bu mesele bundan sonraki hadisin açıklamasında gelecektir. Buna göre ayetteki "ebedilik" gelip geçici olur. Kadi İyad şöyle demiştir: Nebilerin -hadiste her birine dair örneklerin zikredildiği gibi- hata işlemelerinin mümkün olduğunu söyleyenler bu hadise dayanmışlardır. Kadi İyad meselenin ashna şöyle cevap vermiştir: Nebilerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduktan sonra kaHrlikten korunmuş (ismet) oldukları noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Sahih olan görüşe göre Nebilikten önce de kaHrlikten korundukları esastır. Yukarıda zikri geçen açıklamaya uygun olarak onların büyük günah işlemekten korundukları hakkındaki hüküm de böyledir. Yapanı ayıplayan küçük günahlar da büyük günahlara katılmıştır. Söz açısından tebliği zedeleyen her türlü şeyler de bu kategoridedir. Bilginler fiil açısından Nebilerin hata edip etmeyecekleri noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları unutmaya varıncaya kadar bunun mümkün olmadığını söylemişlerdir. Çoğunluk ise Nebilerin yanılabileceklerini söylemişler, fakat bunun süreklilik arzetmediğini belirtmişlerdir. Bilginler, Nebilerin bu sayılanlar dışında küçük günah işleyip, işlemeyecekleri konusunda ihtilaf etmişlerdir. Düşünceye yer veren bilginlerden bir grup, onların mutlak olarak bu gibi küçük günahlardan da masum oldukları kanaatine varmışlar, bu konudaki ayet ve hadisleri çeşitli tevillerle tevil etmişlerdir. Bu tevillerden birisi şudur: Nebilerden sad ır olan şeyler ya bazılarının tevili veya yanılması ya da bir izne dayanır. Fakat onlar bunun kendi Nebilik makamlarına uygun düşmemesinden endişe etmişler, bunun neticesi olarak hesaba çekilmekten veya kınanmaktan korkmuşlardır. Kadi İyad bu konudaki görüşlerin tercihe en uygun olanının bu olduğunu söylemiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Büyükten önemli bir şey isteyen istemeden önce o şah sı en güzel nitelikleriyle, en şerefli meziyetleriyle anmahdır. Bu, istediği şeyin verilmesi için en etkili yoldur. 2- Kendisinden bir şey istenen, istenilen şeyi vermeye gücü yetmediği takdirde kabule değer bir şeyle özür diler ve bunu mükemmel şekilde yapabileceğini zannettiği kişiyi gösterir. Çünkü bir hayra yol gösteren onu yapmış gibidir. Ayrıca o gösterdiği kişiyi buna ehil olduğu vasıflarla över. Bu, yapamayacağına dair mazeretinin kabulü için en iyi yoldur. "Ve ikisi arasını" güzel "bir koku do/dururdu." Said b. Amir'in hadisinde bu cümle "Muhakkak yeri misk kokusu do/dururdu" şeklindedir. "Dünyada iken kötü amel yapmış olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir." Yani kötü bir amel -bu da küfürdür- işlemiş olduğu ve cehennemlikten olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. "Li yezdade şükran = Şükrünün artması için" yani sevincinin ve rızasının artması için. Allahu Teala bu sevinç ve hoşnutluğu onun lazımı ile ifade etti. Çünkü bir şeye razı olan bunu kendisine yapana teşekkür eder. "Habven = emekliye emekliye" yani "zahfen = sürünerek" demektir. Bu iki kelime hem vezin ve hem de mana itibariyle aynıdır
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Bir defasında birtakım insanlar: "Ya Resulallah' Kıyamet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Önünde görmeye engel hiçbir bulut yokken güneşi görmeniz hususunda itişip kakışma suretiyle herhangi bir sıkışıklığa düşer misiniz?" diye sordu. Sahabiler "Hayır ya Resulallahı" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar: "Önünde engel hiçbir bulut yok iken ayın ondördüncü gecesi onu görme hususunda itişip kakışma suretiyle herhangi bir sıkışıklığa uğrar mısınız?" diye sordu. Sahabiler "Hayır ya Resulallah!" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "İşte sizler onu kıyamet gününde muhakkak böyle apaçık, sıkışmaksızın göreceksiniz. Allah bütün insanlan bir araya toplayacak ve: 'Her kim her neye tapıyar idiyse onun ardına düşsün!' buyuracak. Artık güneşe tapmakta olan güneşin ardına düşer, ay'a tapmakta olan ay'ın ardına düşer, tağutlara tapmakta olanlar onların ardına takılıp gider. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde yerinde durup kalacaktır. Allah onlara önce tanıdıklarından başka surette gelip 'Ben sizin Rabbinizimi' buyuracak. Onlar 'Biz senden Allah'a sığınırız. Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız!' diyecekler. Allah onlara bu defa da tanıdıkları surette gelip 'Ben sizin Rabbinizim!' buyuracak. Onlar da 'Sen bizim Rabbimizsin' diyecekler ve ona tabi olacaklar ve cehennem köprüsü kurulur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "(Ümmetini onun üstünden) en önce geçirecek ben olacağım. O gün resullerin duaları 'Allahumme! Sellim sellim (= ya Allah selamet ver, selamet ver) , den ibaret olacaktır. Sırat köprüsünde Sa'dan dikenlerine benzer birçok çengeller vardır. Siz Sa'dan dikenlerini gördünüz mü?" Sahabiler "Evet görmüşüzdür ya Resulallah!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamla dedi ki: "İşte bu çengeller Sa'dan dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah bilir. İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helak olur, kimi yere çalındıktan sonra kurtulur. Nihayet Allah Teala kulları arasında hüküm ve adaletini tamamlayıp sırf ilahi rahmeti olarak cehennem ehlinden dilediklerini cehennemden çıkarmayı irade ettiğinde meleklerine, ilahi rahmete nailiyetleri murad olunanlardan Allah'a bir şey ortak edinmemişleri 'La ilahe illallah' diye şehadet etmişleri cehennemden çıkarsınlar diye emir buyuracaktır. Melekler bunları cehennemde üzerlerindeki secde izleri, alametleriyle tanıyıp çıkaracaklardır. Allah Adem oğlundan secde eserini yemeyi ateşe haram kılmıştır. Melekler onları ateşten kavrulup kapkara olarak çıkaracaklardır. Sonra üzerlerine hayat suyu denilen bir su dökülecek ve sel uğrağında biten yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biter/erse (yeniden) öyle biteceklerdir ve onlardan yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki o 'Ya Rab! Beni şu ateşin kokusu zehirleyip duruyor, yalını beni yakıp duruyor, benim yüzümü bu ateşten döndür!' diyecek. O kimse mütemadiyen yüzünü ateşten çevirmesi için Allah'a dua edip duracak. Sonunda Allah ona 'Senin istemekte olduğun şeyi sana verirsem ondan başka bir şey daha istemen olacak mı?' buyuracak. O kul 'İzzetine yemin ederim ki, senden ondan başkasını istemem!' diyecek. Allah onun yüzünü ateşten döndürecek. Sonra bunun ardından o kul 'Ya Rab! Beni cennetin kapısına yanaştır!' diyecek. Allah 'Sen ondan başka bir şey istemeyeceğine azmedip, kesin söz vermiş değil miydin? Yazık sana ey Ademoğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefa etmez kişisin!' buyurocak. O kul Allah'a devamlı dua edip durocak. Allah 'Bu isteğini sana verirsem, ondan .. başkasını ister misin?' buyuracak. O kul 'Hayır! İzzetine yemin ederim ki ondan başka bir şey istemem!' deyip, ondan başka hiçbir şey istemeyeceğine dair Allah'a birçok ahidler ve misaklar verecek. Bunun üzerine Allah onu cennetin kapısına yaklaştıracak. O kimse cennet kapısından yanaşıp da ondaki güzellik/eri görünce Allah'ın dilediği kadar bir müddet sükut edecek. Sonra 'Ya Rab! Beni cennetin içine girdir!' diyecek. Sonra Allah da 'Sen ondan başka hiçbirşey istemeyeceğine kesin söz vermiş değil miydin? Yazık sana ey Ademoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin!' buyuracak. O da 'Ya Rab beni mahlukatının en bedbahtı kılma' diyecek ve bu söz üzerine dua ve niyazını tekrar ede ede nihayet Allah Teala ona gülecek. Allah ona gülünce de o kimseye cennete girmesine izin vermiş olacaktır. Cennete girdiği zaman da o kul'a 'Filan şeyden temenni etI' denilir. O da temenni eder, sonra ona 'Filan şeyden de temenni et' denilecek. O da uzun uzun temennilerde bulunacak. Nihayet bütün temennileri kesilince Allah Teala ona 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası da hep senindir!' buyurocaktır." Ebu Hureyre dedi ki: Bu kimse, cennet ehlinin cennete en son girecek ferdidir
Ata dedi ki: Ebu Hureyre bunu rivayet ederken Ebu Said el-Hudrl'de Ebu Hureyre'nin beraberinde oturuyor ve Ebu Hureyre'nin dediklerinden hiçbir şey değiştirmeye lüzum görmüyordu ta "Bunların hepsi senin ve bir o kadar dahası da hep senindir" sözüne gelince Ebu Said, Ebu Hureyre'ye: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemIden "Bunların hepsi ve daha on misli de senindir buyuracaktır" derken işittim dedi. Ebu Hureyre de ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yalnız "Bunlar ve beraberinde bir misli daha senindir" buyurduğunu ezberledim, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sıratın cehennem köprüsü olduğu." Yani sıratın Müslümanlar üzerinden geçip cennete gitsinler diye cehennem üzerine kurulan köprü olduğu. "Hel tudarrCıne" yani çekişerek, mücadele ederek ve birbirinizi sıkıştırarak kimseye zarar veriyor musunuz ve kimse de size zarar veriyor mu? Bu kelime "ra" harfi şeddelenmeden de rivayet edilmiştir. Bu takdirde fiil zarar anlamına gelen "ed-dayr" kökünden türemiş olur. Buna göre mana, kimse kimseye muhalif olup da onu yalanlıyor, onunla çekişiyor ve böylece ona zarar veriyor mu demektir. Fiilin kullanımı "darahCı, yadiruhCı" şeklindedir. Bazılarına göre bu fiilin manası bir diğer rivayette olduğu gibi sıkıştırıyor musunuz demektir. "TeravnehCı kezalike =onu böyle apaçık göreceksiniz." Vurgulanmak istenen "görme"nin net, kuşkunun olmadığı, meşakkatin ve birbirine düşmnin bulunmadığı görmeye benzetilmesidir. Nevevi şöyle demiştir: Ehl-i sünnet mezhebine göre müminlerin Rablerini görmeleri mümkündür. Mutezile ve Hariei bid'atçiler ise bunun mümkün olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu, onların cehaletlerini gösterir. Kitap, sünnet, sahabelerle Ümmetin selefinin ahirette müminlerin Rablerini görecekleri yolundaki iemalarında birçok delil vardır. "Tağutlara tapmakta olanlar onların ardına takılıp gidecektir." Hadiste geçen "tevağit" "tağut" kelimesinin çoğuludur. Tağut, şeytan, put demektir. Kelimenin çoğulu, tekili, müzekkeri ve müennesi aynıdır. Nisa suresinin tefsirinde tağuta bir parça işaret edilmişti. Taberi şöyle der: Bence isabetli olanı şudur: TağCıt, Allah'tan başkasına ibadet olunan ve Allah'a karşı azgınlık edip, haddi aşan her şeydir. Bu da ya onun kendisine ibadet edene galebe çalmasıyla ya da ibadet edenin itaatiyiedir. Bu tapılan varlık insan olabileceği gibi şeytan veya hayvan ya da cansız bir varlık olabilir. Taberi şöyle devam eder: Onların kıyamet günü bu tağCıtların ardına düşmeleri, onlara inanmaya devam etmelerinin cezasıdır. TağCıta tapanların onların peşinden gitmeleri, istemeseler bile zorla cehenneme sürüklenmeleri için de olabilir. Ebu Said el-Hudrl'nin Tevhid Bölümünde nakledilen hadisinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: "Haç ehli haçlarıyla, putperestler putlarıyla, her ilaha tapanlar ilahlanyla birlikte gideceklerdir." Burada şeytan ve benzeri tapılmaktan hoşnut olan bir varlığa veya cansız bir nesneye ya da hayvana tapanların bu hükme dahilolduklarına işaret edilmektedir. Melekler ve Mesih İsa gibi tapılmaktan hoşnut olmayanlar ise böyle değillerdir. "Yalnız bu ümmet kalacaktır." İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: "Ümmet" kelimesinden maksat Muhammed ümmeti olabileceği gibi, bundan daha geniş olarak yorumlama imkanı da vardır. Bu takdirde cinler dahil bütün tevhid ehli, ümmet kavramına girer. Hadisin devamındaki itaatkar veya günahkar olup, Allah'a ibadet eden herkesin yerinde kalacağını ifade eden cümle de bunu göstermektedir. Bizce söz konusu hüküm, hadisin devamındaki "Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım" cümlesinden de anlaşılmaktadır. Çünkü bu cümlede, diğer Nebilerin Hz. Nebilden sonra kendi ümmetierini sırattan geçireceklerine işaret edilmektedir. "Onlara 'Yalan söylediniz' denilir." İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadisten münafıkların dünyada yaptıkları gibi -kendilerine fayda verir umuduyla- müminlerle birlikte geri kalacakları ifade edilmektedir. Münafıklar bunun kendileri için devam edeceğini zannetmektedirler. Oysa Allahu Teala müminleri alınlarındaki beyazlık (ğırra) ve ayaklarındaki akseki (tahdı) ile ayıracaktır.' Zira münafıkta ne ğırra, ne de tahdl olacaktır. Biz de şunu ekleyelim: Gırra ve tahdlin Muhammed ümmetine mahsus olduğu sabittir. Bu münafıkların ayrılma meselesine daha yakından bakacak olursak, onlar ğırra ve tahdie sahip olduktan sonra secdeye muafık olamayarak ve nuriarı söndürülmek suretiyle müminlerden ayrılacaklardır. Bir ihtimale göre ise ğırra ve tahdie sahip olacaklar, sonra nurun söndürülmesi esnasında bunlar kendilerinden alınacaktır. "Allah onlara evvelce tanıdıklanndan başka bir surette gelecektir." İbnü'lArabi şöyle demiştir: Onların bu esnada (Allah'a) sığınmaları bunun istidrac olduğuna inanmalarındandır. Çünkü Allah kötü bir şeyi emretmez. Batıla ve batıl taraftarlarına uymak çirkin şeylerdendir. Bundan dolayı Sahih'te şöyle bir ifade yer alır: "Allah onlara tanımadıkları bir surette gelir. Bu, batıla tabi olanlara uyma emridir. Bundan dolayı 'Rabbimiz geldiğinde biz onu tanırIZ' derler." Bunun manası Rabbimiz bize bildiğimiz hak sözü söyleyerek geldiğinde biz onu tanırız demektir. İbnü'l-Cevzl'ye göre hadisin manası şudur: Allah onlara kıyamet gününün korkunçluğuyla ve dünyada mislini tanımadıkları şekliyle meleklerin suretinde gelir. Onlar da bu durumdan (Allah'a) sığınırlar ve şöyle derler: Rabbimiz gelseydi biz onu tanırdık yani Rabbimiz bize tanıdığımız lütfuyla gelseydi biz onu tanırdık. Bu Allahu Teala'ın "İncikten açılır"(Kalem 42) ifadesiyle anlattığı durumdur ki "incikten açılmak" işlerin güçleşmesi demektir. Kurtubi şöyle demiştir: Bu, kullarından murdar olanları temizlerden ayırması için Allahu Teala'ın onları imtihan ettiği korkunç bir durumdur. Şöyle ki münafıklar dünyada iken olduğu gibi, orada da mümkün olduğu zannıyla kendilerinin de müminlerden olduğunu iddia ederek onlarla birlikte karışık olarak geri kaldıklarında Allah onlara korkunç bir şekilde gelmek suretiyle kendilerini imtihan eder ve onların tümüne "Ben sizin Rabbinizim" der. Müminler Rablerine inkarla cevap verirler. Çünkü onlar Allahu Teala'ı daha önceden tanımaktadırlar ve onun bu suretteki niteliklerden uzak olduğunu bilmektedirler. Bundan dolayı "Senden Allah'a sığınırız. Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız" derler. Hatta bazıları az kalsın dönecek hale gelir yani ayağı kayıp da münafıkların düşündüğü gibi düşünecek duruma gelir. Kurtubi şöyle der: Bunlar alimler arasında kökü ve kökeni olmayan bir zümredir. Herhalde bunlar hakka inanıp, basiretsizce onun etrafında dönenlerdir. Hattabi'nin düşüncesi ise şöyledir: Allah'ın bu görülmesi, onlara onurlandırma ölsun diye cennetteki görülmesinden farklı olacaktır. Çünkü bu imtihan içindir. Diğeri onların onurunu arttırmak içindir. Nitekim "el-hüsna ve ziyade = güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır"(Yunus 26) ayetindeki "bir de fazlası" bu şekilde tefsir edilmiştir. Hatta.bi şöyle devam eder: Mahşer yerinde imtihanın yapılmasında herhangi bir problem yoktur. Çünkü mükellefiyetierin izleri, ancak cennete veya cehenneme yerleştikten sonra kesilir. Kurtubi sözüne devamla der ki: Burada şöyle denebilır: Allahu Teala'ın ilk başta kendisini onlardan gizlemesi, aralarında kendisini görmeye layık olmayan münafıkların bulunmasındandır. Onlar müminlerden ayrılınca aradaki perde kaldırılır ve müminler o zaman "Sen bizim Rabbimizsin" derler. Bizim kanaatimiz ise şu yöndedir: "Bize kendisini tanıtınca onu tanırız" ifadesi ve onun teviliyle ilgili söylediklerimiz göz önüne alındığında problem ortadan kalkmaktadır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: 'Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım'" Şuayb'ın rivayetinde "men yüCızu" cümlesi "yucevvizu bi ümmetihi" şeklindedir. Asmai şöyle demiştir: "Caze'l-vadiye" vadide yürüdü, "ecazehCı" vadiyi yürüyüp kat etti demektir. Nevevi şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Sıratın üzerinden ilk geçecek ve onu kat edecek ben ve ümmetim oluruz. Arapçada "d'ize'l-vadiye ve ecazehu" vadiyi yürüyüp kat etti ve arkasında bıraktı demektir. "O gün Nebilerin duaları :4l/ahümme sel/im sel/im' şeklinde olacaktır." Bu cümle Şuayb'ın rivayetinde "ve la yetekellemu yevmeizin ahadun iIIe'rrusül =0 gün Nebilerden başka hiç kimse konuşmayacaktır" şeklindedir. İbrahim b. Sa'd'ın rivayetinde ise "Onunla ancak Nebiler konuşabilir. Nebilerin o günkü duaları :4l/ahumme! Sel/im, seiUm' şeklinde olur." Tirmizl'de yer alan el-Muğire hadisine göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müminin sırattaki şiarı 'Rabbi sel/im, sel/im = Allah'ım selamet ver, selam et ver' şeklindedir. "(Tirmizi, Kıyame) Bu ifadeden müminlerin şiarının bunu konuşacakları şeklinde olduğu sonucu çıkmaz. Tam tersine bunu müminlere selamet duası yapan Nebiler söylerler ve buna onların şiarı ismi verilir. Bu açıklamayla bu konudaki haberlerin tümü cem ve telif olmaktadır. Ebu Said hadisinde şöyle bir farklı ifade vardır: "Mümin (sırattan) göz açıp kapama hızında, şimşek gibi, rüzgar gibi, cins atlar ve develer gibi geçer." Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin birlikte rivayet ettikleri hadiste ise şöyle denmektedir: "Onların ilk zümresi şimşek gibi geçer, sonra rüzgar, sonra kuş ve hızlı koşan erkekler gibi geçerler. Onları sırattan amel/eri geçirir. "(Müslim, İman) . "Ve bihf kela/fb= Onun çengel/eri vardır." "Bihi''' kelimesindeki zamir, "slrat" yerine kullanılmıştır. Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin birlikte yaptıkları rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sıratın iki yanında asılı ve işaret edilen kimseleri yakalaması emredilen çengel/er vardır" diye haber vermiştir. Kadı Ebu Bekir el-Arabi' şöyle demiştir: Buradaki "çengeller" "Cehennem şehvetlerle kuşatılmıştır" şeklinde daha önce geçen hadiste işaret edilen şehevi şeylerdir. İbnü'I-Arabi' şöyle der: Şehvetler sıratın iki tarafına konmuştur. Her kim bunlara dalacak olursa cehenneme düşer. Çünkü şehvetler sırat köprüsünün insanı kapan çengelleridir. Huzeyfe hadisinde ise "Emanet ve sı la-i rahim gönderilir ve sıratın sağlı sol/u iki tarafında durur" (Müslim, İman) yani sıratın iki yakasında dururlar. Bu hadisin manası şudur: Emanet ve sıla-i rahim, şanları yüce, kullara riayeti gerekli olan hakkının büyüklüğü sebebiyle emanete riayet eden, etmeyen, akrabalarıyla ilişkisini koparan ve koparmayan herkes orada durdurulur. Bunlar, hak üzere olan adına mücadele ederken batıla sapanların aleyhine şehadet ederler. "Emanet" kelimesi ile "inna aradna'l-emanete ale's-semavati ve'l-ardi = Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik''(Ahzab 72) ayetinde geçen "emanet", "sıla-i rahim" den de "vetteku'l-lahellezi: tesaelune bihi: ve'l-erham = adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının"(Nisa 1) ayetinde yer alan "sıla-i rahim" kastedilmiş olabilir. Allah'ın emrine tazimde ve yarattıklarına şefkatte bulunmak da buna dahilolur. Sanki emanet ve sıla-i rahim, sırat-i müstakim, imanın ve dosdoğru dinin iki fıtratı olan İslamın iki yanına gizlenmişlerdir. "İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar." ez-Zeyn b. el-Müni:r şöyle demiştir: Sözkonusu çengellerin Sa'dan dikenine benzetilmesi, insanları kapmaktaki hızı, kaçınma ve korunmaya rağmen ona taktlmanın çokluğu açısından benzetilmiştir. Böylece insanlara dünyada bildikleri ve doğrudan alıştıkları bir şeyle örnek verilerek temsili bir anlatım yapılmıştır. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözkonusu benzetmenin bunların miktarları konusunda olmadığına işaret etmek üzere istisnada bulunmuştur. "Minhum el-muhardelu." Bunun manası sırat onları kurtuluşa erenlere katılmaktan alıkoyar demektir. Bazılarına göre "el-muhardel" yere çarpılmış demektir. İbnü't-Tıyn' u manayı tercih etmiş ve haberin ifade akışına bu daha uygundur demiştir. "Summe yencu = sonra kurtulur." İbn Ebi: Cemre şöyle demiştir: Bu cümleden sırattan geçecek olanların üç sınıf oldukları anlaşılmaktadır. Bunlar herhangi bir sıyırık, tırmalama olmaksızın kurtuluşa erenler, ilk etapta helak olanlar ve bunların ortası olanlardır ki bunlar önce yara alırlar, sonra kurtuluşa ererler. Bu kısımlardan her biri de kendi aralarında tekrar kısımlara ayrılır. Böyle olduğu "bi kadri a'm6/ihim = amellerine göre" ifadesinden anlaşılmaktadır. "Mekdus" kelimesinin telaffuzu hakkında ihtilaf edilmiştir. Kelime Müslim'de yer alan bir rivayette (Müslim, İman) "mekdus" şeklinde yer alırken bazıları "mekduş" şeklinde rivayet etmişlerdir. "Mekduş", şiddetli bir şekilde sevk etmek demektir. "Mekdus" ise bir kısmı diğerine binen demektir. "Allah kulları arasında hüküm ve adaletini tamamladığında." İbn Ebi: Cemre bu cümleyi Allah'ın ilminde onlara merhamet edeceği vakit geldiğinde şeklinde tefsir etmiştir. Nevevi: şöyle der: Hadisin zahirine göre cehennem ateşi yedi secde organlarının tamamını yemeyecektir. Bunlar alın, iki el, iki diz, iki ayaktır. Ba,:ı alimler bunu kesin bir dille ifade etmişlerdir. İbn Ebi Cemre bu hadisten Müslüman olup namaz kılmayan bir kimsenin cehennemden çıkmayacağını, çünkü onun alnında ve ayaklarında alamet olmayacağını söylemiştir. Fakat bu hadis "Iem ya'melu hayran kattu = hiç amel işlememiş" ifadesinin genelliği dolayısıyla Allah'ın kabzasında çıkacak şeklinde yorumlanmıştır. "Yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biterlerse (yeniden) öylece biteceklerdir. " İman bölümünde bu kelimenin yabani reyhan olduğu geçmişti. Kelimenin çoğulu "hibeb"dir. "Ff hamili's-seyl = sel uğrağında" yani selin getirdiği ince toprak üzerinde. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Bu ifade onların yerden bitme hızlarına işaret etmektedir. Zira yabani reyhan tohumu, bitkilerin içerisinde en hızlı bitendir. Bir de sel artığında oldıı mu daha da hızlı biter. Zira sel artığında yumuşak çamurla birlikte selle birlikte gelen çerçöpün harareti bir araya gelir. "Bir kimse kalır." Bundan önceki başlık altında yer alan 22. hadisin açıklamasında cehennemden en son çıkacak kişiden söz edilmiş ve bu kişinin kefen soyucu olduğu belirtilmişti. Huzeyfe'nin naklettiği İsrailoğulları ile ilgili hadiste şu ifade yer almaktaydı: "Adamın biri kendi ameli hakkında iyi düşünmüyordu. Allesine '(Ölünce) Beni yakın' dedi." Bu hadisin son kısmında o kişinin "Kefen soyucu olduğu" yer almaktaydı Ahmed b. Hanbel, Ebu Avane ve başka kaynaklarda zikredilen Huzeyfe'nin Ebu Bekir'den naklettiği hadiste şu ifade yer almaktadır: "Sonra Allah 'Cehennemde herhangi bir am el yaptığı halde kalan var mı bakın?' diye emreder ve orada bir kişiyi bulurlar. Ona 'Hiç hayır işledin mi?' diye sorulur. O da 'Hayır! Ancak alışverişlerimde insanlara müsamaha ederdim' der." (Ahmed b. Hanbel, 1,4) "Şu ateşin kokusu beni zehirleyip duruyor." Hattabi şöyle demiştir: "Kaşabehu'd-duhan" duman boğazına doldu ve kişi onu yutmaya başladı demektir. "el-Kaşb" kelimesinin aslı yemeğe zehir katmak demektir. Kullanımı "kaşabehu" şeklindedir. Manası onu zehirledi demektir. Daha sonra bu fiil dumanla hoş kokunun zirveye çıkması anlamında kullanılmıştır. Nevevi şöyle der: "Kaşebeni" beni zehirledi, bana eziyet etti ve beni helak etti anlamınadır. Bu anlam dilbilimcilerin çoğunluğunun görüşünü yansıtmaktadır. Bizce Hattabi'nin görüşünün güzelliğini herkes fark edebilir. "Yalını beni yakıp duruyor." Hadis metninde geçen "zekauha" alevi çoktur, tutuşması ve yakıcılığı şiddetlidir anlamınadır. "Ya Rab' Ben İ mahlukatının en bedbahtı kılma!" Hadis metninde geçen "elhalk" kelimesinden burada maksat cennete girenlerdir. "Bunların hepsi ve bir o kadar dahası da hep senindir!" Ebu Said Ebu Hureyre'ye 'Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duydum ... ' demiştir.' Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadise göre bir şahsa hakikatı kavranamayan bir şeyle hitap etmek caizdir ve gerçeği kavranılmayan bu şeyi o kişinin anladığı simgelerle ifade etmek mümkündür. Ahirette olacak şeyler isimlendirme hariç dünyadakilere benzemez. 2- Mükellefiyet, kişi cennette veya cehennemde yerini almadıkça kesilmez. Mahşer yerinde emri yerine getirme ister istemez zorunlu olarak gerçekleşir. 3- Hadisten imanın fazileti anlaşılmaktadır. Zira münafık zahiren imanlı göründüğü için yüzündeki nur ve başka şeyler söndürülüp, müminlerden ayrılıncaya kadar dokunulmazlığı kendisinde kalmıştır. Sırat köprüsü olanca inceliğine ve keskinliğine rağmen Adem'den kıyamete kadar gelip geçmiş bütün mahlukatı içine alır. 4- Cehennem ateşi büyüklüğüne ve şiddetine rağmen yakılması emredilen sınırı aşmayacaktır. 5- Şefaat dilemek ancak günahkar için sözkonusudur gerekçesi ile bunu kabul etmeyenlerin aksine onu dilemek caizdir. Kadi İyad şöyle demiştir: Bu görüşü savunanlar daha önce açıklandığı üzere hesapsız bir şekilde ve bunun dışında cennete girme esnasında şefaatin olacağını gözden kaçırmışlardır. Bunun yanında aklı başında olan herkes, kendisinin kusurlu olduğunu itiraf ettiğine göre kusurundan dolayı af talebine ihtiyaç duyacaktır. Amel eden herkes de aynı şekilde amelinin kabul edilmeyeceğinden korku duyacak ve onun kabulü için şefaate ihtiyaç duyacaktır. Kadı Iyaz şöyle devam eder: Karşı görüşü ileri süren kimsenin bağışlanma ve rahmet duasında bulunmaması gerekir. Bu da selefin dualarında izledikleri yola aykırıdır. 6- Hadisten Allahu Teala'ı ahirette görmenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. 7 - Bu ümmete mensup günahkar bir zümre ateşle azaba uğrayacak, sonra şefaat ve rahmetle oradan çıkacaktır. Ancak bazıları bu ümmet için böyle bir şeyin sözkonusu olmadığını söylemiş ve bu konuda gelen haberleri zorlama birtakım şeylerle tevil etmeye kalkışmışlardır. Oysa sarih naslar bunun sabit olacağı noktasında birbirini desteklemekte ve güçlendirmektedir
Hadis 6575 — Sahih al Bukhari 81:163
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَنَا فَرَطُكُمْ، عَلَى الْحَوْضِ ".
Abdullah b. Mesud'un nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben havuz başına sizden önce varacak olan öncünüzüm" buyurmuştur
Hadis 6576 — Sahih al Bukhari 81:164
وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "أَنَا فَرَطُكُمْ، عَلَى الْحَوْضِ، وَلَيُرْفَعَنَّ رِجَالٌ مِنْكُمْ ثُمَّ لَيُخْتَلَجُنَّ دُونِي فَأَقُولُ يَا رَبِّ أَصْحَابِي. فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ". تَابَعَهُ عَاصِمٌ عَنْ أَبِي وَائِلٍ. وَقَالَ حُصَيْنٌ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ حُذَيْفَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Mesud'un nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben sizin havuz üzerine ilk erişeninizim ve muhakkak orada benim yanımda sizlerden birtakım adamlar kaldırılacaklar, sonra onlar muhakkak benim önümden sürüklenecekler (de havuzdan uzaklaştınlacaklardır.) Ben 'Ya Rab! Onlar benim ashabımdır!' derim. Bana 'Sen onların senden sonra (dinde) ne bid'atler çıkardıklarını bilmezsin!' denilecektir
Hadis 6577 — Sahih al Bukhari 81:165
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَمَامَكُمْ حَوْضٌ كَمَا بَيْنَ جَرْبَاءَ وَأَذْرُحَ ".
İbn Ömer'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Önünüzde bir havuz vardır ki (büyüklüğü) Cerba ile Ezruh arası gibidir" buyurmuştur
Ebu Bişr ile Ata b. es-Saib'in Said b. Cubeyr'den nakillerine göre İbn Abbas "Kevser, Allah Teala'nın ona (Resulüne) ihsan buyurmuş olduğu çok hayırdır" demiştir. Ebu Bişr dedi ki: Ben Said b. Cubeyr'e "Birçok kimse, kevserin cennette bir nehir olduğunu söylüyorlar" dedim. Bunun üzerine Said b. Cubeyr "Cennetteki o nehir de Allah Teala'nın ona ihsan buyurduğu hayırdandır" cevabını verdi
Abdullah b. Amr'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Benim havuzum bir aylık yol genişliğindedir. Onun suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha hoştur. Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur. Her kim ondan içerse, o kimse artık ebediyyen susamaz
Hadis 6580 — Sahih al Bukhari 81:168
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ (إِنَّ قَدْرَ حَوْضِي كَمَا بَيْنَ أَيْلَةَ وَصَنْعَاءَ مِنَ الْيَمَنِ، وَإِنَّ فِيهِ مِنَ الأَبَارِيقِ كَعَدَدِ نُجُومِ السَّمَاءِ).
Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz havuzumun sahası Eyle ile Yemen'in San'd şehri arasındaki mesafe gibidir. Muhakkak ki havuzda semanın yıldızları sayısınca ibrikler vardır
Hadis 6581 — Sahih al Bukhari 81:169
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَحَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا أَنَا أَسِيرُ فِي الْجَنَّةِ إِذَا أَنَا بِنَهَرٍ حَافَتَاهُ قِبَابُ الدُّرِّ الْمُجَوَّفِ قُلْتُ مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا الْكَوْثَرُ الَّذِي أَعْطَاكَ رَبُّكَ. فَإِذَا طِينُهُ ـ أَوْ طِيبُهُ ـ مِسْكٌ أَذْفَرُ ". شَكَّ هُدْبَةُ.
Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Ben cennette yürürken bir nehir gördüm. İki tarafında inciden oyulmuş kubbeler vardı. 'Ya Cibril! Bu nedir?' diye sordum. Cebrail 'Bu nehir Rabbinin sana vermiş olduğu kevserdir' diye cevap verdi. Gördüm ki onun toprağı -yahut kokusu- keskin ve temiz misk idi