حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَخْطُبُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ هَاجَرَ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ".
Alkame b. Vakkas'ın Hz. Ömer'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Ameller ancak niyete göredir. Her bir kimsenin niyet ettiği şey ne ise eline geçecek olan ancak odur. Her kimin hicreti Allah ve Resu/üne yönelik ise onun hicreti Allah'a ve Resulünedir. Her kim de nail olacağı bir dünya yahut kendisiyle evleneceği bir kadından dolayı hicret etmişse, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Her bir kimsenin niyet ettiği şey ne ise eline geçecek olan ancak odur." Bu hadis Bed'ü'l-Vahy bölümünde "Herkes için niyet ettiği neyse eline geçecek o/an ancak odur" şeklinde geçmişti. Buhari'nin o bölümün baş tarafına koyduğu rivayet buydu. Hadisin manasının "bir kimse herhangi bir şeye niyet etmezse onu elde edemez" şeklinde olduğu daha önce geçmişti. Buharl'ye şöyle bir karşı delil getirilmiştir: İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Evzai ve İshak'a göre kendi adına haccetmemiş bir kimse bir başkası adına hacca niyet ederse yaptığı hac, o kişi adına gecerli olmaz ama kendisinden hac farizası düşmüş olur. Başka alimler ise "Böyle bir kimsenin başkası adına yaptığı hac sahihtir. Bu hac kendi adına olamaz, çünkü buna niyet etmemiştir" demişlerdir. Birinci görüşü savunanların delili İbn Abbas'ın Şübrüme olayı hakkındaki hadisidir. Ebu Davud'un nakline göre Hesulullah sallallahualeyhivesellem Şübrüme'ye "Önce kendi adına haccet, sonra Şübrüme için haccet"buyurmuştur.(Ebu Davud, Menasik) Aynı hadis İbn Mace'de "Bunu kendi adına yap sonra Şübrüme adına haccet" şeklindedir.(ibn Mace, Menasik) Bu hadisin isnadı sahihtir. Buna "Hac ibadeti diğer ibadetlere benzemez. Bundan dolayı başka ibadetlerin fasid olanına devam edilmezken, haccınkine devam edilir" diye cevap vermişlerdir. Ebu Cafer et-Taberi bu görüşe katılmıştır, fakat o hadisi "Şübrüme bu konudaki hükmü bilmiyordu. Hac esnasında öğrenince kendi adına niyet etmesi gerekli cıldu. Bu takdirde hac niyeti başkasından kendi adına dönüşebilir, aksi takdirde kendi adına haccedemez" şeklinde yorumlamıştır. Bu bölümde zikredilen hadisin genelliğinden, -bir hastanın, hastalığına sabretmesinden dolayı elde ettiği ecir örneğinde olduğu gibi- amel etmeksizin sırf niyetle ilahi ihsandan elde edilen sevap müstesna tutulmuştur. Çünkü bu konuda rivayet vardır. Bu görüş şununla çelişmektedir: Hastanın aldığı sevap, sabrından dolayıdır. Sevap, sadık bir vaade dayanarak ibadete niyet edip, iradesi dışı bir engelin buna fırsat vermediği kimse için sözkonusudur. Sözgelimi bir kimsenin günlük evradı olsa ve mesela bir hastalık nedeniyle onu okumaktan aciz duruma düşse kendisine onun sevabı onları işlemiş gibi yazılır. İstisna edilen şeylerden birisi de -ihtilaflı olmakla birlikte- şudur: Bir kimse farz namaza niyet etse, sonra o namazın farz olarak batıllığını gerektiren bir durumla karşılaşsa acaba bu namaz nafileye dönüşür mü? Bu, mazeret durumunda sözkonusudur. Buna karşılık bir kimse mesela zevalden önce öğle namazının farzı için tekbir alsa, bu namaz farz olarak sahih olmaz ve kişi bu tekbiri kasten almışsa o namaz nafileye de dönüşmez. İhtilaf edilen hususlardan birisi de şudur: Namaza sonradan yetişen bir kimse bir rekata yetiştiği takdirde sadece o bir rekatın cemaat sevabını mı alır, yoksa bütün namazın sevabını mı alır? Gündüz vakti nafile oruca niyet eden bir kimse, o günün tamamının sevabını mı alır yoksa niyet ettiği andan itibaren mi sevaba girer? Mesela ikinci rekatın başında Cuma namazının vakti çıktığında Cuma namazı Cuma olarak mı biter, yoksa öğle namazı olarak mı sona erer ve bu namaz kendiliğinden mi öğle namazına dönüşür yoksa yeni bir niyet etmek gerekir mi? Namaza sonradan yetişen bir kimse mesela ikinci rekattan doğrulma esnasında yetişmişse cumaya mı niyet eder yoksa öğle namazına mı niyet eder? Hac için hac ayları dışında ihrama giren kimsenin bu yaptığı umreye dönüşür mü yoksa dönüşmez mi? Hilelerin geçersiz olduğunu söyleyen bilginlerle, geçerli olduğunu söyleyenler bunları delil olarak kuııanmışlardır. Çünkü her iki grubun dayanağı, am elde bulunan kimsenin niyetidir. Hanefi bilgini Nesefi'nin el-Kajf isimli eserden nakline göre Muhammed b. el-Hasen şöyle demiştir: Hakkı iptale götüren hilelerle Allah'ın ahkamından kaçmak mu'minlerin ahlakından değildir
Hadis 6954 — Sahih al Bukhari 90:2
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أَحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhangi biriniz abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar Allahu Teala o kimsenin namazını kabul etmez. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Namazda hlle." Yani hllenin namazda yer alması. İmam Buhari bu konuda "Herhangi biriniz abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar Allahu Teala o kimsenin namazını kabul etmez" hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu hadis "Namazda son oturuş esnasında abdestini bozan kimsenin namazı sahihtir. Çünkü o kişi namaza muhalif bir amelde bulunmuştur" diyen görüşe cevap mahiyetindedir. Bu yaklaşım, "Namazın içinde meydana gelen abdest bozma namazı ifsad eder. Bu hareket hac yaparken cinsel ilişkide bulunmak gibidir. Sözkonusu ilişki hac esnasında onu nasıl bozuyarsa, sonunda da öylece bozar" denilerek tenkid edilmiştir. İbnü'I-Müneyyir şöyle der: İmam Buhari atmış olduğu bu başlıkla "Son oturuşta kasten abdest bozan bir kimsenin namazı sahihtir, onun abdest bozuşu selam vermek gibidir" diyenlere "Bu, abdest bozmakla birlikte namazı sahih kılmak için yapılmış hilelerden birisidir" diyerek cevap verileceğine işaret etmektedir. Meseleyi biraz daha açmak gerekirse İmam Buhari namazdan çıkış ın onun bir rüknü olduğu görüşüne dayanmaktadır. Dolayısıyla abdest bozmak suretiyle böyle bir rüknü ifa etmek sahih olmaz. Abdest bozarak namazdan çıkmanın sahih olduğunu söyleyen görüşe göre ise namazdan çıkış, namazia bağdaşmayan bir hareketle olur. Dolayısıyla abdest bozmakla namazdan çıkmak sahih olur. İbnü'I-Müneyyir şöyle devam eder: Prensip bu olunca selamın namazia bağdaşmayan bir hareket değil, ona dahil bir rükün olması gerekir. Selamın namazın bir rüknü olduğu görüşünü ifade edenler onun "Namazın girişi tekbirle, çıkışı selamladır" hadisinde namazdan çıkışın karşıtı olarak ifade edilmesine dayanmışlardır. Namazın iki ucundan biri (giriş tekbiri) rükün olduğuna göre diğer ucun da (selam) rükün olması gerekir. Selamın ibadetler cinsinden olması da bu görüşü teyid etmektedir. Zira selam Allah'ı zikir ve onun kullarına duadır. Netice olarak çirkin bir abdest bozma fiili, güzel bir zikrin yerini alamaz. Hanefiler selam rükün değil, vaciptir diyerek bundan ayrılmışlardır. Onlara göre bir kimsenin teşehhüd duasını okuduktan sonra abdesti bozulsa gidip abdest alır ve selam vererek namazdan çıkar. Şayet kasten abdest bozarsa kasıtlı hareket, namaz ibadetini keser. "Kesme" meydana gelince, selam rükün olmadığı için namaz sona erer. İbn Battal şöyle der: Bu yaklaşım İmam Ebu Hanife'nin "Namazda abdesti bozulan kimse gidip abdest alıp namazına kaldığı yerden devam eder" şeklindeki görüşüne red mahiyetindedir. İmam Malik ve Şafiı bu durumdaki kimsenin namazı yeniden kılması gerektiğini söylemişler ve bu başlık altında yer verdiğimiz hadisi görüşlerine delil olarak göstermişlerdir
Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Ebu Bekir r.a., Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in takdir buyurduğu zekat miktarlarına dair Enes b. Malik'e bir mektup yazdı. Bu mektupta zekat (artar) korkusuyla dağınık olan zekat malı biraraya toplanmaz, toplu bulunanlar da dağıtılmaz diyordu
Birileri (Ebu Hanıfe) şöyle demiştir: 120 devede üç yaşına basmış iki deve zekat vardır. Eğer develerin sahibi bilerek bu 120 deveyi yok eder yahut hibe eder veyahut zekattan kaçmak için bir hile yaparsa artık ona hiçbir zekat yoktur
Hadis 6957 — Sahih al Bukhari #6957
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ كَنْزُ أَحَدِكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ فَيَطْلُبُهُ وَيَقُولُ أَنَا كَنْزُكَ. قَالَ وَاللَّهِ لَنْ يَزَالَ يَطْلُبُهُ حَتَّى يَبْسُطَ يَدَهُ فَيُلْقِمَهَا فَاهُ ". وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا مَا رَبُّ النَّعَمِ لَمْ يُعْطِ حَقَّهَا، تُسَلَّطُ عَلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، تَخْبِطُ وَجْهَهُ بِأَخْفَافِهَا ". وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ فِي رَجُلٍ لَهُ إِبِلٌ، فَخَافَ أَنْ تَجِبَ عَلَيْهِ الصَّدَقَةُ، فَبَاعَهَا بِإِبِلٍ مِثْلِهَا، أَوْ بِغَنَمٍ، أَوْ بِبَقَرٍ، أَوْ بِدَرَاهِمَ، فِرَارًا مِنَ الصَّدَقَةِ بِيَوْمٍ، احْتِيَالاً فَلاَ بَأْسَ عَلَيْهِ، وَهْوَ يَقُولُ إِنْ زَكَّى إِبِلَهُ قَبْلَ أَنْ يَحُولَ الْحَوْلُ بِيَوْمٍ أَوْ بِسَنَةٍ، جَازَتْ عَنْهُ.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "(Zekatı verilmeden saklanmış) servetiniz, kıyamet gününde çok zehirli erkek bir yılan (kılığında) olur, sahibi ondan kaçar, o da sahibinin peşine düşer ve 'Ben senin (dünyadaki) servetinim!' der durur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "VAllahi o yılan sahibinin peşinden aynlmaz. Nihayet mal sahibi elini uzatır da kendi elini onun ağzına verip yutturur
Hadis 6958 — Sahih al Bukhari 90:5
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ كَنْزُ أَحَدِكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ فَيَطْلُبُهُ وَيَقُولُ أَنَا كَنْزُكَ. قَالَ وَاللَّهِ لَنْ يَزَالَ يَطْلُبُهُ حَتَّى يَبْسُطَ يَدَهُ فَيُلْقِمَهَا فَاهُ ". وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا مَا رَبُّ النَّعَمِ لَمْ يُعْطِ حَقَّهَا، تُسَلَّطُ عَلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، تَخْبِطُ وَجْهَهُ بِأَخْفَافِهَا ". وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ فِي رَجُلٍ لَهُ إِبِلٌ، فَخَافَ أَنْ تَجِبَ عَلَيْهِ الصَّدَقَةُ، فَبَاعَهَا بِإِبِلٍ مِثْلِهَا، أَوْ بِغَنَمٍ، أَوْ بِبَقَرٍ، أَوْ بِدَرَاهِمَ، فِرَارًا مِنَ الصَّدَقَةِ بِيَوْمٍ، احْتِيَالاً فَلاَ بَأْسَ عَلَيْهِ، وَهْوَ يَقُولُ إِنْ زَكَّى إِبِلَهُ قَبْلَ أَنْ يَحُولَ الْحَوْلُ بِيَوْمٍ أَوْ بِسَنَةٍ، جَازَتْ عَنْهُ.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "(Zekatı verilmeden saklanmış) servetiniz, kıyamet gününde çok zehirli erkek bir yılan (kılığında) olur, sahibi ondan kaçar, o da sahibinin peşine düşer ve 'Ben senin (dünyadaki) servetinim!' der durur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "VAllahi o yılan sahibinin peşinden aynlmaz. Nihayet mal sahibi elini uzatır da kendi elini onun ağzına verip yutturur
İbn Abbas şöyle demiştir: Sa'd b. Ubade el-Ensari anası üzerinde bir adak borcu olduğunu ve bu adağını yerine getiremeden vefat ettiğini ifade edip, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemIden bunun fetvasını istedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona: ''Anan adına o adağı yerine getir" buyurdu
Hadis 6960 — Sahih al Bukhari 90:7
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الشِّغَارِ. قُلْتُ لِنَافِعٍ مَا الشِّغَارُ قَالَ يَنْكِحُ ابْنَةَ الرَّجُلِ وَيُنْكِحُهُ ابْنَتَهُ بِغَيْرِ صَدَاقٍ، وَيَنْكِحُ أُخْتَ الرَّجُلِ وَيُنْكِحُهُ أُخْتَهُ بِغَيْرِ صَدَاقٍ. وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ حَتَّى تَزَوَّجَ عَلَى الشِّغَارِ، فَهْوَ جَائِزٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ. وَقَالَ فِي الْمُتْعَةِ النِّكَاحُ فَاسِدٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ. وَقَالَ بَعْضُهُمُ الْمُتْعَةُ وَالشِّغَارُ جَائِزٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ.
Abdullah b. Ömer, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şiğar niktıhını yasakladı deyince, hadisi nakleden Ubeydullah el-UmerlNafl'e "Şiğar nedir?" diye sorar. O da "Biri diğerinin kızını niktıhlar, diğeri de ona kendi kızını mehirsiz olarak niktıhlar ve yine biri diğerinin kızkardeşini niktıhlar ve ona da kendi kızkardeşini mehirsiz olarak niktıhlar" dedi
Hadis 6961 — Sahih al Bukhari 90:8
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنِ الْحَسَنِ، وَعَبْدِ اللَّهِ، ابْنَىْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ أَبِيهِمَا، أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ قِيلَ لَهُ إِنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ لاَ يَرَى بِمُتْعَةِ النِّسَاءِ بَأْسًا. فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهَا يَوْمَ خَيْبَرَ، وَعَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ. وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ حَتَّى تَمَتَّعَ، فَالنِّكَاحُ فَاسِدٌ. وَقَالَ بَعْضُهُمُ النِّكَاحُ جَائِزٌ وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ.
el-Hasen ve Abdullah b. Muhammed b. Ali'nin nakillerine göre babaları Hz. Ali'ye "İbn Abbas kadınların mut'a nikahıyla nikah edilmesinde bir sakınca görmüyor" diye söylenir. Bunun üzerine Hz. Ali: "Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü mut'a suretiyle nikah yapmayı ve ehli eşek etini yemeyi yasakladı" demiştir
Hadis 6962 — Sahih al Bukhari 90:9
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُمْنَعُ فَضْلُ الْمَاءِ لِيُمْنَعَ بِهِ فَضْلُ الْكَلإِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Su fazlası engellenemez, çünkü neticede (mubah olan) ot fazlası (hayvan sahiplerinden) men edilmiş olur" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: 'Alışverişlerde mekruh olan hile ve fazla otu engellemek amacıyla su fazlasının engellenmemesi." Mühelleb şöyle demiştir: Atılan başlıktan maksat şudur: Bir kimsenin kuyusu olup, çevresinde herkese açık bir otlak bulunmaktadır. Kuyu sahibi ise bu otun sırf kendisine ait olmasını istemektedir. Bu maksatla kuyusundaki su fazlasını -hiç ihtiyacı olmadığı halde- başkalarının hayvanlarının gelip içmesine engel olmaktadır. Onun asıl ihtiyacı kuyunun etrafında bulunan otlaradır. Ancak bu otlar kimsenin mülkü dahilinde olmadığı için onu engelleyememektedir. Dolayısıyla suya engelolmakta ve böylece bolota sahip olmaktadır. Çünkü hayvanlar susuz yapamaz, tam tersine otladığında susar. Başka kuyunun suyu ise hayvanlarından uzaktadır. Sürünün sahibinin ise bu otlarda gözü yoktur. Netice olarak kuyu sahibi böyle bir hileye başvurarak o otlara sahip olur. Hadisin manası şudur: Su fazlası hiçbir şekilde engellenemez. Çünkü su başka bir sebepten engellenemediğine göre bizatihi kendisi sebebiyle evleviyetle engellenemez. Suyun "fazla" şeklinde nitelenmesi, suyun ihtiyacından fazla olmaması durumunda onu başkasına vermemesinin caiz olduğuna işaret etmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: Buharl'nin attığı başlığın hadise hangi açıdan uyduğuna gelince, çöllerde açılmış kuyuların sahipleri fazla olan miktar dışındaki suyu kendilerine ayırabilirler. Herkesin yararlanma hakkı olan ot ise böyle değildir. O kimsenin özel mülkü olamaz. Kuyu sahibi hIleye başvurup, kuyunun yakınındaki otları çoğaltmak maksadıyla ihtiyaç fazlası su olmadığını iddia edecek olursa, hayvan sahibi bu takdirde hayvanlarını başka bir suya götürmek zorunda kalacaktır. Çünkü hayvanlar susuz kaldıkları takdirde otlayamazlar. İşte bu durumda kuyu sahibi yasaklık kapsamına girmiş olur