Bize Kuteybetü'bnü Sa'id ile Ahmed b. Abdete'd-Dabbî rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Abdilaziz — ki Deraverdîdir — Zeyd b. Eslemden, o da Osman'ın azadlısı Humran'dan naklen rivayet etti. Humran şöyle demiş: Osman b. Affan'a abdest suyu getirdim. Abdest aldıktan sonra şöyle dedi: Birtakım insanlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bazı hadisler rivayet ediyorlar. Onların mahiyetini bilmiyorum ancak ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i benim aldığım şu abdest gibi abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Kim bu şekilde abdest alırsa onun geçmiş günahları bağışlanır, namazı ve mescide yürüyüşü de nafile (bir ibadet) olur." İbn Abde'nin rivayetinde ise: Osman'a geldim de abdest aldı, şeklindedir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9791 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Kıldığı namazla mescide kadar yürümesi de (kendisine) nafile (ibâdet) olur.» buyurulması kılacağı namazdan ve mescide gitmesinden hâsıl olacak sevap nafile ibadet olur. Manasınadır. Yoksa farz namaz nafileye tebdil edilir. Seklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü şeraitine riayetle alınan abdest geçmiş küçük günahlara keffaret olunca; namazdan hasıl olacak sevap ziyade olarak kalır. Nafileden murad da budur. Bununla o kulun ya âhiretteki dereceleri yükseltilir. Yahut o namazdan sonra işleyeceği günahları affedilir. Ziyade edilen şeyin mezidun aleyh cinsinden olması şart değildir. Binaenaleyh kulun derecelerinin yükseltilmesi günahlarına keffâratın üzerine ziyade edilmiş bir fazlalıkta olabilir
Hadis 545 — Sahih Muslim 2:12
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - وَاللَّفْظُ لِقُتَيْبَةَ وَأَبِي بَكْرٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ أَبِي أَنَسٍ، أَنَّ عُثْمَانَ، تَوَضَّأَ بِالْمَقَاعِدِ فَقَالَ أَلاَ أُرِيكُمْ وُضُوءَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا . وَزَادَ قُتَيْبَةُ فِي رِوَايَتِهِ قَالَ سُفْيَانُ قَالَ أَبُو النَّضْرِ عَنْ أَبِي أَنَسٍ قَالَ وَعِنْدَهُ رِجَالٌ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe b. Said, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Zuheyr b. Harb -lafız Kuteybe ve Ebu Bekir'e aittir - tahdis edip dediler ki: Bize Vekl', Süfyan'dan tahdis etti, o Ebu'n-Nadr'dan, o Enes'ten rivayet ettiğine göre Osman (mescidin yakınındaki) oturmak için ayrılmış yerlerde abdest aldı ve: Size Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığını göstereyim mi, dedikten sonra (abdest azalarını) üçer üçer yıkayarak abdest aldı. Kuteybe rivayetinde şu fazlalığı eklemiştir: Süfyan dedi ki: Ebu'n-Nadr Ebu Enes'ten şöyle dediğini nakletti: Ebu Enes: Yanında da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazı adamlar da vardı, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
Bize Ebu Küreyb Muhammed b. El-AIa', ile İshak b. İbrahim hep birlikte Veki'den rivayet ettiler. Ebu Kureyb dedi ki: Bize Veki', Mis'ar'dan, o da Ebu Sahra Cami' b. Şeddad'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Ben Humran b. Ebandan dinledim. Şöyle dedi: Osman'a abdest için su koyardım. Üzerine biraz su dökmeden bir gün dahi geçmezdi. Osman dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize bu namazımızdan ayrılırken -Mis'ar: Zannederim, o ikindi namazıdır, dedi- tahdis edip buyurdu ki: "Bilemiyorum bir şeyi size anlatayım mı yoksa susayım mı?" Biz: Ey Allah'ın Resulü, eğer bir hayırsa bize anlat, eğer böyle değilse Allah ve Resulü en iyi bilendir, dedik. O: "Müslüman bir kimse abdest alıp da Allah'ın kendisine farz kıldığı abdesti tam olarak yaparsa, sonra da bu beş vakit namazı kılarsa, mutlaka aralarındaki (günah) lara kefaret olurlar" buyurdu. Diğer tahric: Nesai, 145; Ibn Mace, 459; Tuhfetu'I-Eşraf, 9789 NEVEVİ ŞERHİ: "Cami b. Şeddad Ebu Sahra" isminin nasıl okunacağına dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır: "Üzerine biraz su dökmeden bir gün geçmezdİ." Nutfe (nun harfi ötreli) az miktardaki su demektir. Maksadı mutlaka her gün o miktardaki bir su ile yıkanırdl. Onun yıkanmayı sürekli tekrar etmesinin sebebi, çokça temizlenmeyi sürdürmek ve böylelikle hadisinde sözünü ettiği pek büyük ecri kazanmak idi. -Allah en iyi bilendir.- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bilmiyorum, bir hususu size anlatayım mı yoksa susayım mı? .. " Bunun: Benim bu zamanda size bu hadisi söyleyişim bir masıahat mıdır değil midir bilmiyorum, demektir. Sonra o halde iken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunun maslahatını görünce onlara bu hadisi söyledi. Çünkü bu hadis onları taharete (abdest almaya vs. temizliğe) ve diğer çeşitli itaatlere teşvik eder bir mahiyette idi. Önce tereddüt göstermesinin sebebi ise, onların buna güvenerek bel bağlamalarının sebep olacağı olumsuzluktan korkması idi, sonra bu hususu onlara söylemekteki maslahatı gördü (ve onlara hadisi zikretti.) Ashabın: "Eğer hayırsa bize söyle" sözlerinin şu anlamda olma ihtimali vardır: Eğer bu bizim için bir müjde ve bizim daha çok gayrete gelmem ize bir sebep, salih ameller işlemeye şevkimizi artıracak yahut masiyetlerden ve emidere aykırı davranmaktan bizi sakındırıp uzaklaştıracak bir hadis ise bize onu söyle, biz de hayır işlemeye, kötülükten de yüz çevirmeye gayretle devam edelim. Eğer ameller ile ilgisi olmayan bir teşvik ve bir korkutma da ihtiva etmeyen bir hadis ise Allah ve Resulü en iyi bilendir, demektir. Yani bu hususta sen nasıl uygun görüyorsan öyle yap. Allah en iyi bilendir. "Bir Müslüman abdest alıp da yüce Allah 'ın kendisine farz kıldığı abdesti eksiksiz tamamlayıp ... " Bu rivayette oldukça nefis, faydalı bir bilgi vardır. O da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Allah'ın kendisine farz kıldığı abdest" ifadesidir. Bu da bir kimsenin abdest alışında yalnızca yıkanması farz olan organları yıkamakla yetinerek sünnet ve müstehapları terk edecek olsa bile bu fazileti elde edeceğine delildir. Sünnetleri de yerine getirerek abdest alanın abdesti daha mükemmel ve kefaret olması daha ileri derecede olsa dahi bu böyledir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Nutfe: Az su demektir. «Gün geçmezdiki üzerine biraz su dökmesin» cümlesinden murad yıkanmağa devam ettiğini temizliğe çok ehemmiyet verdiğini bu suretle hadiste kendi rivayet ettiği sevabı elde etmeğe çalıştığını anlatmaktır: «Size bir şey söylesem mi? Yoksa sükut mu etsem? Bilmiyorum.» buyurması ihtimalki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir an tereddüt buyurması vereceği müjdeye dayanarak ibâdet hususunda gevşeklik gösterirler endişesinden olabilir. Daha doğrusu Resulullâh (Sallallahu Aieyhi ve Sellem) bu sözü ile Ashabı neşat ve gayrete getirmek istemiştir. Ashab-ı Kiram'ın; «Hayırsa söyle» diye cevap vermeleri; eğer söyliyeceğin müjde ise ve bizim daha ziyade ibâdet etmemize sevap olarak neşatımızı arttıracak günahlardan biri men edecek bir şeyse söyle de hayırlı işlere daha ziyade ehemmiyet verelim kötülüklerden daha fazla kaçınalım, mânalarını ifade eder. «Başka bir şeyse» yani amellere tergip ve terhibe aid birşey söylemiyeceksen sen bilirsin Ya Resulullâh! Demektir. Hadis-i şerif nefis bir faide beyan etmektedir. Fayda şudur. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Allah'ın farz kıldığı temizliği tastamam yapan...» buyurması abdest alırken yalnız farz olan yerleri yıkayıp sünnet ve müstehaplara riayet etmeyen bir kimsenin bunlara riayet eden kadar sevap ve fazilete nail olmayacağına delildir. Maamafih sünnet ve müstehaplara riayet edenin sevabı elbetteki daha mükemmel ve günahları için daha çok keffaret olur
Bize Ubeydullah b. Muaz tahdis etti, bize babam tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. Osman ve İbn Beşşar da tahdis edip dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Hep birlikte (yani Muaz ve Muhammed) dediler ki: Bize Şu'be, Cami b. Şeddad'dan şöyle dediğini tahdis etti: Bu mescitte Ebu Burde ile Bişr'in emirliği zamanında tahdis ederken dinledim: Osman b. Affan dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim yüce Allah'ın kendisine emrettiği şekilde tam olarak abdest alırsa, farz olan namazlar da aralarındakilere kefarettirler" buyurdu. Bu, İbn Muaz'ın hadisi rivayet ettiği şekildir. Fakat Gunder'in hadisi rivayetinde "Bişr'in emidiği döneminde" ibaresi de yoktur, "farz (namaz) lar" dan da söz edilmemiştir. Diğer tahric: Nesai, 145; Ibn Mace, 459; Tuhfetu'I-Eşraf
Bize Harun b. Sa'id el-Eyli rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana Mahremetü'bnü Bükeyr, babasından, o da Osman'ın azadlısı Humran'dan naklen haber verdi. Humran dedi ki: Osman b. Affan bir gün güzel bir abdest aldıktan sonra: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i güzel bir şekilde abdest alırken gördüm, dedi. Sonra da: "Kim bu şekilde abdest alır sonra da namazın dışında başka bir şeyonu harekete geçirmeksizin mescide çıkıp giderse onun geçmiş günahları bağışlahır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9787 NEVEVİ ŞERHİ: "Namazdan başka onu bir şey harekete geçirmezse" namazın dışında hiçbir şeyonu itmez, yerinden kaldırtmaz ve harekete geçmesine sebep olmazsa demektir. Dilciler der ki: "Neheze" fiili itmek demektir. "Neheze ra'seh: Başını hareket ettirdi" anlamındadır. Hadis-i şerifte itaatlerde ihlaslı olmak ve itaatlerin katıksız yüce Allah için yapılması teşvik edilmektedir. Allah en iyi bilendir. (3/116) DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisteki «Yen hezu» fiilini bazıları «Yünhizu» şeklinde rivayet etmişsede «El-Metali'» sahibi bunun hata olduğunu söylemiş sonra: «Bunun bir lugât olduğunu söyliyenlerde vardır demiştir.».Her iki rivayete göre kelimenin mânası: «Hareket ettirmek» demektir. Hadis-i şerif ibadet ve taatlarda ihlâs ve samimiyete teşvik etmektedir
Bana Ebu't-Tahir ve Yunus b. Abdula'la tahdis edip dediler ki: Bize Abdullah b. Vehb'in, Amr b. el-Haris'den bildirdiğine göre Hukeym b. Abdullah el-Kuraşı kendisine şunu tahdis etmiştir: Nafi' b. Cubeyr ile Abdullah b. Ebi Seleme'nin kendisine tahdis ettiklerine göre Muaz b. Abdurrahman her ikisine Osman b. Aftan'ın azatlısı Humran'dan tahdis etti. 0, Osman b. Aftan'dan şöyle dediğini nakletli: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Kim namaz için abdest alıp da abdest organlarını iyice yıkadıktan sonra farz namaza (kılmak için) yürüyüp gider, onu insanlarla beraber -yahut cemaatle birlikte ya da mescitte- kılarsa Allah ona günahlarını bağışlar. " Diğer tahric: Buhari, 6433; Nesai, 855; Tuhfetu'I-Eşraf, 9597 NEVEVİ ŞERHİ: "el-Hukeym b. Abdullah el-Kuraşi'nin kendisine tahdis ettiğine göre ... " Bu isnadta el-Hukeym, Nafi' b. Cubeyr, Muaz ve Umran bir arada yer almaktadır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Burada Hafız İbni Hacer şunları söylemiştir: «Hâsılı Humran, Hz. Osman'dan iki hadis rivayet etmiştir. Bunların birisi namazda bir şey hatırına getirmemekle mukayyet olan iki rekât namaz; diğeri bu kayıddan hâlu bulunan farz namaz, yahud cemaatle namaz hakkmdadır.> Hadis-i Şerif mâna itibariyle yukarıkiler gibidir
Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybetü'bnü Saide ve Aliyyübnü Hucr hep birden İsmail'den rivayet ettiler. İbni Eyyüb dedi ki: Bize İsmail b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bana Huraka'nın azadlısı Âla b. Abdirrahman b.Ya'kub, babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi ki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma (namazı) büyük günahlar işlenmediği sürece, aralarındaki (günah}lara kefarettir." Diğer tahric: Tirmizi, 214; Tuhfetu'I-Eşraf, 13980 NEVEVİ ŞERHİ: "el-Huraka'nın azatlısı" ha harfi ötreli, re harfi de fethalıdır. Kitabın baş taraf/arında açıklaması geçti
Hadis 551 — Sahih Muslim 2:18
حَدَّثَنِي نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ كَفَّارَاتٌ لِمَا بَيْنَهُنَّ " .
Bana Nasr b. Aliy el-Cehdamî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdil â'la haber verdi. Dediki: Bize Hişâm Muhammed'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletli: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma namazı aralanndaki (günah}/ar için kefarettir. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
Bana Ebu't-Tahirile Harun b. Sa'id el-Eyli rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb, Ebu Sahır'dan naklen haber verdi. Ona da Zaide'nin azadlısı Ömer b. İshâk babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber vermiş ki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururlarmış: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma namazı,bir sonraki ramazana kadar ramazan ayı (orucu) -büyük günahlardan uzak kalınmak şartıyla- aralarında (işlenen günahlar) için kefarettirler. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12183 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize İbn Vehb, Ebu Sahr'dan tahdis etti." Bu sonunda "he" (yuvarlak te) olmaksızın "Ebu Sahr" şeklinde bir künye olup, adı Humeyd b. Ziyad'dır. Humeyd b. Sahr olduğu söylendiği gibi Hammad b. Ziyad olduğu da söylenmiştir. (3/117) Ona Ebu's-Sahr el-Harrat Sahibu'l-Aba el-Medeni de denilir. Mısır' da yerleşmiştir. "Ramazandan bir sonraki ramazana aralarındaki için kefarettir" ifadesinden "şehr: ay" kelimesini ona izafe etmeksizin sadece "ramazan" demenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Doğrusu budur. Bunu kabul etmeyenlerin karşı çıkmalarının açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bu mesele yüce Allah'ın izniyle delilleriyle geniş bir şekilde açıklanıp, açıkça anlatılarak oruç kitabında (bölümünde) gelecektir. "Büyük günahlardan uzak kalınması şartıyla" anlamındaki ibarede "uzak kalınması" demek olan "uctunibet" kelimesi asıl nüshaların birçoğunda sonu tek noktalı be ile bitecek şekilde "idenebe" şeklindedir. Büyük günahlar anlamındaki "el-kebair" de nasb iledir. Yani söylenen amelleri yerine getiren kişi büyük günahlardan uzak kalırsa demektir. Bazı asıl nüshalarda ise sonu açık te ve edilgen mı olup "el-kebair" ise merfudur. (Büyük günahlardan uzak kalınması demek olup, tercümede de böyledir.) Her ikisi de doğru ve açık bir ifadedir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Yukarıdan beri sıraladığımız bu rivayetlerin bazılarında abdestin bazılarında abdestten sonra.: iki rekat namazın; bir kısmında beş vakit namazın diğerlerinde iki cum'a ile iki Ramazanın küçük günahlara, keffâret olacakları bildirilmektedir Neyevî diyor ki: «Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Mademki abdest geçmiş küçük günahlara keffâret oluyor o halde namaz neye keffâret olacaktır? Namaz küçük günahlara keffâret olursa cum'alarla ramazanlar neye keffâret olacaktır? Hatta Arife günü oruç tutulursa; iki senenin küçük günahlarına; Aşura günü oruç tutulursa bir senenin günahlarına keffâret olacağı keza bir kulun âmin demesi meleklerin âminine tesadüf ederse geçmiş günahları affolunacağı bildiriliyor. Bunlar neye keffâret olacaktır? diye sorulabilir. Ulemâ bu suale şu cevabı vermişlerdir: Bu zikredilenlerin her biri keffâret olmaya elverişlidir. Eğer keffâret olacak küçük günahlar bulunursa onlara keffâret olurlar. Kulun büyük veya küçük hiç bir günahı yoksa mezkur abdest ve namazlarla kula hasenat yazılır. Dereceleri yükseltilir. Küçük günahı yokta büyük günahı bulunursa büyük günahların cezasını hafifleteceklerini ümit ederiz Allah-u A'lem
Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi tahdis etti. Bize Muaviye b. Salih, Rabia -yani b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlanl'den, o Ukbe b. Amir'den (H). Bana Ebu Osman da Cubeyr b. Nufeyr'den tahdis etti. O Ukbe b. Amir'den şöyle dediğini nakletti: Deve çobanlığı (sırası) bizde idi. Benim sıram geldi, akşam vakti onları götürdüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ayakta insanlara konuşma yaparken yetiştim. Onun sözlerinden: "Herhangi bir Müslüman güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra kalbiyle ve yüzüyle kendisini onlara vererek iki rekat namaz kılacak olursa, mutlaka ona cennet vacip olur" sözlerini söylerken yetiştim. Ben: Bu ne güzel bir şey, dedim. Bir de baktım ki önümdeki birisi: Bundan önceki daha da güzeldi, dedi. (Kim olduğuna) bakınca Ömer olduğunu gördüm. Şöyle dedi: Ben senin az önce geldiğini gördüm. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz abdest alıp da abdestini eksiksiz alır -yahut abdest organlarını tamamen yıkar- sonra da eşhedu en Ia iahe illallah ve enne Muhammeden Abdullahi ve Resuluh: Allah'tan bClşka bir ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim, diyecek olursa, mutlaka ona cennetin sekiz kapısı açılır, hangisinden dilerse ondan girer. " Diğer tahric: Ebu Davud, 169 -uzunca-, 906; Nesai, 148, 151; İbn Mace, 470; Tuhfetu'l-Eşraf, 9914 ve