حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وُعِكَ أَبُو بَكْرٍ وَبِلاَلٌ ـ قَالَتْ ـ فَدَخَلْتُ عَلَيْهِمَا فَقُلْتُ يَا أَبَتِ كَيْفَ تَجِدُكَ وَيَا بِلاَلُ، كَيْفَ تَجِدُكَ قَالَتْ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ إِذَا أَخَذَتْهُ الْحُمَّى يَقُولُ كُلُّ امْرِئٍ مُصَبَّحٌ فِي أَهْلِهِ وَالْمَوْتُ أَدْنَى مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ وَكَانَ بِلاَلٌ إِذَا أَقْلَعَ عَنْهُ الْحُمَّى يَرْفَعُ عَقِيرَتَهُ وَيَقُولُ أَلاَ لَيْتَ شِعْرِي هَلْ أَبِيتَنَّ لَيْلَةً بِوَادٍ وَحَوْلِي إِذْخِرٌ وَجَلِيلُ وَهَلْ أَرِدَنْ يَوْمًا مِيَاهَ مَجَنَّةٍ وَهَلْ يَبْدُوَنْ لِي شَامَةٌ وَطَفِيلُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ " اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ كَحُبِّنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ، وَصَحِّحْهَا وَبَارِكْ لَنَا فِي صَاعِهَا وَمُدِّهَا، وَانْقُلْ حُمَّاهَا فَاجْعَلْهَا بِالْجُحْفَةِ ".
Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldikten sonra Ebu Bekir ve Bilal ateşli bir hastalığa yakalandı. (Aişe) dedi ki: Onların yanlarına girdim. Babacığım, kendini nasıl buluyorsun, dedim. Ey Bilal kendini nasıl buluyorsun, diye sordum. (Aişe) dedi ki: Ebu Bekir hummaya yakalandı mı şöyle derdi: "Aile halkı arasında sabahı eden herkese Ölüm daha yakındır, ayakkabısının bağından." Bilal'in de humması kesildi mi yüksek sesle (ağlayarak) şöyle derdi: "Ah keşke bilsem acaba geçirecek miyim bir gece Etrafında izhir ve küçük otların bittiği bir vadide Bir gün olsun Micenne sularına varacak mıyım Mekke'ye yakın Şame ve Tam tepelerini görebilecek miyim?" Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip, ona durumu haber verince şöyle dedi: Allah'ım, Mekke'ye olan sevgimiz gibi ya da daha fazlasıyla Medine'yi bize sevdir ve (havasını) sağlıklı kıl. Bizim için sa'ını ve muddunu bereketli kıl. Onun hummasını başka yere naklederek el-Cuhfe'ye koy." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Medine'ye geldik." Ebu Usame'nin Hişam'dan diye naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Orası da Allah'ın arzının vebası en çok olan bir yer idi." Muhammed b. İshak'ın, Hişam b. Urve'den rivayeti de buna yakın olup, orda şu fazlalık da vardır: "Hişam dedi ki: Medine'nin vebası cahiliye döneminde bilinen bir husustu. Bir kimse oraya girip de onun vebasından kurtulmak isterse ona, anır derlerdi. O da eşeğin anırdığı gibi anırırd!." "Ateşli hastalıklıdan kasıt hummadır
Hadis 3927 — Sahih al Bukhari 63:152
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيٍّ، أَخْبَرَهُ دَخَلْتُ، عَلَى عُثْمَانَ. وَقَالَ بِشْرُ بْنُ شُعَيْبٍ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ خِيَارٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عُثْمَانَ فَتَشَهَّدَ ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ، وَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ، وَآمَنَ بِمَا بُعِثَ بِهِ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ هَاجَرْتُ هِجْرَتَيْنِ، وَنِلْتُ صِهْرَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَبَايَعْتُهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ. تَابَعَهُ إِسْحَاقُ الْكَلْبِيُّ حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ مِثْلَهُ.
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar kendisine haber vererek dedi ki: "Osman'ın yanına girdim. Kelime-i şahadet getirdikten sonra dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile gönderdi. Ben de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul eden Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gönderileniere iman eden birisi oldum. Sonra da iki defa hicret ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damat oldum, ona bey'at ettim. Allah'a yemin ederim, yüce Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar ona ne isyan ettim, ne de onu aldattım
İbn Şihab dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdullah'ın haber verdiğine göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Abdurrahman b. Avf, Ömer'in yaptığı son haccı esnasında Mina'da iken ailesinin yanına döndü. Ömer beni görünce: Ey Abdurrahman, dedi. Ben: Ey mu'minlerin emiri dedim. Şüphesiz hac mevsiminde sıradan ve anlayışsız insanlar da bir araya gelir. Benim görüşüme göre Medine'ye varıncaya kadar bu işe mühlet vermendir. Çünkü orası hicret, sünnet ve esenlik yurdudur. Orada fıkıh ehli, insanların eşrafı ve görüş sahipleri ile baş başa kalırsın. Ömer dedi ki: Andalsun Medine'de (hitap etmek üzere) ayağa kalkacağım ilk günde ayağa kalkıp (şunları) söyleyeceğim
Hadis 3929 — Sahih al Bukhari 63:154
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّ أُمَّ الْعَلاَءِ ـ امْرَأَةً مِنْ نِسَائِهِمْ بَايَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ مَظْعُونٍ طَارَ لَهُمْ فِي السُّكْنَى حِينَ اقْتَرَعَتِ الأَنْصَارُ عَلَى سُكْنَى الْمُهَاجِرِينَ، قَالَتْ أُمُّ الْعَلاَءِ فَاشْتَكَى عُثْمَانُ عِنْدَنَا، فَمَرَّضْتُهُ حَتَّى تُوُفِّيَ، وَجَعَلْنَاهُ فِي أَثْوَابِهِ، فَدَخَلَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْكَ أَبَا السَّائِبِ، شَهَادَتِي عَلَيْكَ لَقَدْ أَكْرَمَكَ اللَّهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَمَا يُدْرِيكِ أَنَّ اللَّهَ أَكْرَمَهُ ". قَالَتْ قُلْتُ لاَ أَدْرِي بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَنْ قَالَ " أَمَّا هُوَ فَقَدْ جَاءَهُ وَاللَّهِ الْيَقِينُ، وَاللَّهِ إِنِّي لأَرْجُو لَهُ الْخَيْرَ، وَمَا أَدْرِي وَاللَّهِ وَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ مَا يُفْعَلُ بِي ". قَالَتْ فَوَاللَّهِ لاَ أُزَكِّي أَحَدًا بَعْدَهُ قَالَتْ فَأَحْزَنَنِي ذَلِكَ فَنِمْتُ فَأُرِيتُ لِعُثْمَانَ بْنِ مَظْعُونٍ عَيْنًا تَجْرِي، فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ. فَقَالَ " ذَلِكَ عَمَلُهُ ".
Harice b. Zeyd b. Sabiften rivayete göre; "(Ensar) hanımlarından birisi olan ve Nebi s.a.v.'e da bey'at etmiş bulunan Ümmü'l-Ala'nın kendisine haber verdiğine göre muhacirlerin (hangilerinin kimin yanında) barınacağını tespit etmek üzere kura çektiklerinde kendileriyle beraber kalmak üzere kurada Osman b. Maz'un çıkmıştı. Ümmü Ala dedi ki: Osman b. Maz'un yanımızda hastalandı. Ben de vefat edinceye kadar ona hasta bakıcılık yaptım. Onu elbiselerine sardık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza girdiğinde: Ben ey Ebu's-Saib Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Senin için şahadet ederim ki andolsun Allah sana ikramda bulunmuştur, dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın ona ikramda bulunmuş olduğunu nerden anladın? Ümmü el-Ala dedi ki: Ben ona: Ey Allah'ın Resulü babam anam sana feda olsun, eğer ona ikram etmemişse kime ikram edeceğini bilemiyorum, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah'a yemin ederim, ona şu anda yakın gelmiş bulunuyor. Allah'a yemin ederim, onun lehine hayır ümid ediyorum. Bununla birlikte ben Allah'ın ResuIü olduğum halde Allah'a yemin ederim ki bana neler yapılacağını bilmiyorum. Ümmü el-Ala dedi ki: Allah'a yemin ederim, ondan sonra kimseyi tezkiye etmeyeceğim. Ümmü Ala dedi ki: Ama bu durum beni Ülmüştü. Uyudum, Osman için akan bir pınar gördüm. Gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gördüğüm rüyayı haber verdim. O, onun amelidir, dedi
Hadis 3930 — Sahih al Bukhari 63:155
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثٍ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِلَتْ سَرَاتُهُمْ فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ.
Aişe r.anha dedi ki: "Buas günü, yüce Allah'ın Resulü lehine ve İslama girişlerine zemin olmak üzere önceden hazırlamayı takdir buyurduğu bir gün olmuştu. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde onların ileri gelenleri darmadağın olmuş, önderleri öldürülmüş bulunuyordu
Hadis 3931 — Sahih al Bukhari 63:156
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، دَخَلَ عَلَيْهَا وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا يَوْمَ فِطْرٍ أَوْ أَضْحًى، وَعِنْدَهَا قَيْنَتَانِ {تُغَنِّيَانِ} بِمَا تَقَاذَفَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ بُعَاثَ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ مِزْمَارُ الشَّيْطَانِ مَرَّتَيْنِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ عِيدًا، وَإِنَّ عِيدَنَا هَذَا الْيَوْمُ ".
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Bir ramazan bayramı -yahut kurban bayramı- günü yanında Buas günü Ensarın çalıp oynadıkları sözleri nağmeli olarak söyleyen iki cariyenin de bulunduğu bir sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yanında bulunuyorken Ebu Bekir r.a. yanlarına girdi. Ebu Bekir -iki defa-: Şeytanın çaIgıIarı mı deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve SellemşöyIe buyurdu: Onlara ilişme ey Ebu Bekir, her bir toplumun bir bayramı vardır. Bizim bayramımız da işte bu gündür
Hadis 3932 — Sahih al Bukhari 63:157
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ،. وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، يَزِيدُ بْنُ حُمَيْدٍ الضُّبَعِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، نَزَلَ فِي عُلْوِ الْمَدِينَةِ فِي حَىٍّ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ ـ قَالَ ـ فَأَقَامَ فِيهِمْ أَرْبَعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَى مَلإِ بَنِي النَّجَّارِ ـ قَالَ ـ فَجَاءُوا مُتَقَلِّدِي سُيُوفِهِمْ، قَالَ وَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَاحِلَتِهِ، وَأَبُو بَكْرٍ رِدْفَهُ، وَمَلأُ بَنِي النَّجَّارِ حَوْلَهُ حَتَّى أَلْقَى بِفِنَاءِ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ فَكَانَ يُصَلِّي حَيْثُ أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ، وَيُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ، قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ أَمَرَ بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ، فَأَرْسَلَ إِلَى مَلإِ بَنِي النَّجَّارِ، فَجَاءُوا فَقَالَ " يَا بَنِي النَّجَّارِ، ثَامِنُونِي حَائِطَكُمْ هَذَا ". فَقَالُوا لاَ، وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ. قَالَ فَكَانَ فِيهِ مَا أَقُولُ لَكُمْ كَانَتْ فِيهِ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَتْ فِيهِ خِرَبٌ، وَكَانَ فِيهِ نَخْلٌ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِقُبُورِ الْمُشْرِكِينَ فَنُبِشَتْ، وَبِالْخِرَبِ فَسُوِّيَتْ، وَبِالنَّخْلِ فَقُطِعَ، قَالَ فَصَفُّوا النَّخْلَ قِبْلَةَ الْمَسْجِدِ ـ قَالَ ـ وَجَعَلُوا عِضَادَتَيْهِ حِجَارَةً. قَالَ قَالَ جَعَلُوا يَنْقُلُونَ ذَاكَ الصَّخْرَ وَهُمْ يَرْتَجِزُونَ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ يَقُولُونَ اللَّهُمَّ إِنَّهُ لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُ الآخِرَهْ فَانْصُرِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ.
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince, Medine'nin üst taraflarında Amr b. Avf oğulları diye anıIan bir topIuIuğun arasında konakladı. (Enes) dedi ki: AraIarında ondört gün ikamet etti. Sonra Neccar oğullarından ileri geIen bazı kimseIere haber gönderdi. (Enes) dedi ki: KılıçIarını kuşanmış oIarak geIdiler. Sanki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bineği üzerinde, Ebu Bekir de terkisinde, Neccar oğullarından o gelenleri de onun etrafında görüyor gibiyim. Nihayet (eşyaları) Ebu Eyyub'un a\Zlusuna bırakıldı. (Enes) dedi ki: Allah Resulü namaz vakti nerede girerse, orada namaz kılardı. Koyun ağılıarında dahi namaz kıldığı olurdu. Daha sonra mescidin bina edilmesini emretti. Neccar oğullarından ileri gelen kimselere haber gönderdi. Onlar da gelince dedi ki: Ey Neccar oğulları, bana bu bahçenizin bedelini söyleyiniz. Onlar Allah'a yemin ederiz olmaz. Biz bunun bedelini Allah'tan başkasından istemeyiz dediler. (Enes) dedi ki: Orada şimdi size söyleyeceklerim vardı: Orada müşriklerin bazılarının kabideri, bir takım yıkık kalıntılar ve birkaç hurma ağacı vardı. Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabideri açıldı (başka yere taşındı). Yıkıklar dümdüz edildi, hurma ağaçları da kesildi. (Enes) dedi ki: Hurma ağaçlarını mescidin kıble tarafına dizdiler. Onun kapısının iki yanını ise taştan yaptılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlarla birlikte olduğu halde taşları taşıyor ve recez vezninde şöyle diyorlardı: 'Allah'ım, ahiret hayrı dışında yoktur bir hayır Sen Ensar ile muhacirlere yardım et.' " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bana bedelini söyleyiniz." Yani burayı bana bedeliyle satınız. "Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabirleri açıldı." İbn Battal der ki: İlim adamlarından herhangi bir kimseden müşriklerin kabirlerinin yeri mescid edinilsin diye açılacağına dair bir ifade tespit edemedim. Evet, mal buı mak isteği ile kabirlerin açılışı hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunu caiz kabul ederken, Evzaı bunu kabul etmemiştir. Ancak bu hadis bu işin caiz oluşuna bir delildir. Çünkü müşrik bir kimsenin hayatta olsun, ölmüş olsun herhangi bir saygınlığı yoktur. Bununla alakah gerekli araştırma Mescidler bölÜmünde (428. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Recez vezninde söylüyorlardı. .. " Bu sahih kabul edilen görüşe göre bir şiir türüdür
Abdurrahman b. Humeyd, ez-Zühri dedi ki: Ömer b. Abdu'l-Aziz'i en-Nemr'in kızkardeşinin oğlu Saib'e şunu sorarken dinledim: Mekke'de kalmak hususunda ne dinlemişsin? Dedi ki: el-Ala b. el-Hadramı'yi şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Muhacir için sader tavafından sonra üç gün kalmak hakkı vardır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Muhacir bir kimsenin menasikini bitirdikten sonra Mekke'de ikamet etmesi." Menasikten kas ıt hac ya da umre ibadetinin gerekleridir. "el-Ala b. el-Hadraml"nin adı Abdullah b. İmad'dır. Umeyye oğulları ile antlaşması olan birisi idi. el-Ala üstün bir sahabi idi. Nebi s.a.v. onu Bahreyn'e vali tayin etmişti. Duası kabul edilen birisi idi. Ömer r.a.'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. Buhari'de bunun dışında ondan gelen bir hadis rivayeti bulunmamaktadır. "Muhacir için sader tavafından sonra üç gün kalmak hakkı vardır." Maksat Mina'dan dönüşten sonradır. Bu Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Mckke fethedilmeden önce oradan I-ıicret etmiş olan bir kimsenin Mekke'de ikamet etmesi haram idi. Fakat hac ya da umre menasikini bitirdikten sonra Mekke'ye giden kimsenin orada en fazla üç gün kalmasına izin verilmiştir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sa'd b. Havle'nin Mekke'de ölmesi üzerine üzüntüsünü belirten ifadeler kullanmıştır. 2- Bundan şu hüküm çıkartılır: Üç gün süreli bir ikamet kişiyi misafir (yolcu) olmaktan çıkarmaz. Bununla birlikte ed-Davudı'nin kullandığı ifadelerden bunun ilk muhacirlere mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunun ilk muhacirler diye kayıtlanmasının hiçbir anlamı yoktur. Nevevı der ki: Bu hadisin anlamı şöyledir: Mekke'den hicret eden kimseler için Mekke'yi yurt (vatan) edinmek haramdır. lyad da bunun cumhurun görüşü olduğunu naklederek şunları söylemektedir: Bununla birlikte Mekke fethedildikten sonra bir kesim bunun caiz olduğunu söylemiştir. İlim adamları bu görüşü sözü geçen hicretin farz olduğu zaman hakkında yorumlamışlardır. (Devamla) dedi ki: Bununla beraber herkes Mekke fethedilmeden önce hicret edip, Medine'de yerleşmenin vacip olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Çünkü böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yardım edilmiş ve canı ile de onun yanında yer anılmış olunur. Muhacir olmayan kimselerin ise ister Mekke, ister bir başkası olsun istediği herhangi bir yerde yerleşmesi ittifakla caiz kabul edilmiştir. (Kadı Iyad'ın sözleri burada sona ermektedir.) Bundan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine dışında ikamet edip yerleşmeye izin verdiği kimseler istisna edilmiştir. 3- Bu hadis veda tavafının hac menasikinden olmayıp, bağımsız bir ibadet olduğuna da delil gösterilmiştir. Mezheb(imiz)deki iki görüşün daha sahih olanı budur. Çünkü bu hadiste: "Nüsüklerini bitirdikten sonra" denilmektedir. Zira veda tavafından sonra Mekke'de kalmak sözkonusu değildir. Eğer Mekke'de kalacak olursa bu durumda veda tavafı olmaktan çıkar. Kurtubı der ki: Bu hadis ile kastedilen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yardımcı olmak amacıyla Mekke'den Medine'ye hicret eden kimselerdir. Bununla Mekke'nin dışındaki bir yerden hicret edenler kastedilmemiştir. Çünkü bu cevap onların Mekke'de ikamet etmek istememeleri ile ilgili olarak sordukları soruya cevap olarak verilmiştir. Zira onlar Mekke'yi Allah için terk etmiş bulunuyorlardı. Allah ResLılü de onlara bu şekilde cevap vermiş, üç gün süre ile kalmanın orada ikamet etmek anlamına gelmeyeceğini haber vermiştir. (Devamla) der ki: lyad'ın sözkonusu ettiği görüş ayrılıkları ise daha önce geçmiş olanlar hakkındadır. Acaba, dini hususunda fitneye maruz kalmaktan korktuğu bir yerden dinini kurtarmak amacı ile kaçan bir kimse, bu fitne hali sona erdikten sonra o yere geri dönebilir mi, hususu ile ilgili görüş ayrılıkları da buna göre ileri sürülebilir mi? Şöyle demek mümkündür: Şayet muhacirlerin yaptığı gibi orayı Allah için terk etmiş ise, hiçbir şekilde geri dönmesi sözkonusu olamaz. Eğer dinini kurtarmak amacıyla orayı terk etmiş ve bizatihi orayı terk etmek maksadını gütmemiş ise aynı yere (fitneye maruz kalma halinin sona erişinden sonra) gelebilir. (Kurtubi'nin ifadeleri burada sona ermektedir) Bu görüş güzel ve uygundur. Ancak bunun gayrimenkul yahut evleri geride bırakan kimseler ile tahsis edilmiştir. Fakat meselenin bununla tahsisine ihtiyacı yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Hadis 3934 — Sahih al Bukhari 63:159
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ مَا عَدُّوا مِنْ مَبْعَثِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ مِنْ وَفَاتِهِ، مَا عَدُّوا إِلاَّ مِنْ مَقْدَمِهِ الْمَدِينَةَ.
Sehl b. Sa'd dedi ki: "Ne Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebi olarak gönderilişinden, ne vefatından itibaren (yılları) saymaya başladılar. Onlar ancak onun Medine'ye gelişinden itibaren saydılar
Hadis 3935 — Sahih al Bukhari 63:160
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ فُرِضَتِ الصَّلاَةُ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ هَاجَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَفُرِضَتْ أَرْبَعًا، وَتُرِكَتْ صَلاَةُ السَّفَرِ عَلَى الأُولَى. تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنْ مَعْمَرٍ.
Aişe r.anha dedi ki: "Namaz iki rekat olarak farz kılındı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret etti, dört rekat olarak farz kılındı. Sefer (yolcu) namazı ise önceki hali gibi bırakıldl." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tarih" Cevheri der ki: Tarih, vaktin tarif edilmesi demektir. "Tarihi nereden başlattılar." O bu ibareleriyle bu husustaki görüş ayrılıklarına işaret etmiş gibidir. es-Süheyll'nin belirttiğine göre ashab-ı kiram tarihi yüce Allah'ın şu buyruğundan hareket ederek hicret ile başlatmışlardır: "İlk gününden temeli takva üzere kurulan mescid içinde (namaza) durman, elbette daha layıktır. "[Tevbe, 108] Bilindiği gibi buradan kasıt, mutlak olarak ilk gün değildir. Böylelikle bunun zikredilmemiş bir şeye izafe edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu ise yüce Allah'ın İslamı aziz kılıp güçlendirdiği, Nebi s.a.v.'in Rabbine güvenlik içerisinde ibadet ettiği ilk zamandır. Bu zamanda mescidi bina etmeye başlamıştır. Bu sebeple ashab-ı kiram da tarihi o günden başlatmayı uygun görmüşlerdir. Onların bu uygulamalarından yüce Allah'ın "ilk günden" ibaresinden İslam tarihinin ilk günü ibaresi anlaşılmıştır. (Evet, es-Süheyll) böyle demektedir. Hatıra ilk gelen ise yüce Allah'ın: "İlk gününden" buyruğunun Nebi s.a.v.'in ve ashabının Medine'ye ilk girdikleri gün olduğudur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Medine'ye gelişinden" yani geliş zamanından kastettiği, geldiği ay değildir. Çünkü tarih başlangıcı senenin başından itibarendir. Bazıları tarihi hicret ile başlatmanın bir münasebetle olduğunu da açıklayarak şöyle demektedir: Nebi s.a.v. ile ilgili tarihe başlangıç olarak alınması mümkün olan hususlar doğumu, ona Nebiliğin verilmesi, hicreti ve vefatı olmak üzere dört husustur. Onlar tarihi hicretten başlatmanın daha uygun olduğunu gördüler. Çünkü doğum ve Nebilik tarihlerinin yılolarak tayin edilmesi halinde ihtilaftan kurtulmak mümkün değildi. Vefat tarihini kabul etmeyişlerinin sebebi ise, vefatının sözkonusu edilmesiyle birlikte onun için üzüntünün tazeleneceğidir. Bundan dolayı tarihe başlangıç olarak sadece hicretin alınabileceği ortaya çıkmış oldu. Rebiu'l-ewel ayından Muharrem ayına ertelemelerinin sebebine gelince, hicret etme kararının Muharrem ayında verilmiş olmasıdır. Çünkü bey'at Zülhicce'de gerçekleşmiştir. Sözkonusu beyfat (Akabe beyTatil ise hicretin bir mukaddimesi durumundadır. Bu nedenle bey'atten sonraki ilk ay ve hicrete karar verilen ay, Muharrem ayı oldu. Bundan dolayı Muharrem ayının başlangıç kabul edilmesi uygun görülmüştür. Bu, benim Muharrem ayını başlangıç olarak kabul edilmesi ile gördüğüm açıklamaların en güçlü olanıdır. 49. NEBİ S.A.V.'İN: "ALLAH'IM, ASHABIMIN HİCRETLERİNİ KABUL BUYUR" DİYE DUASI VE MEKKE'DE ÖLEN KİMSELER İÇİN AĞITTA BULUNMASI)