İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "İnsanlar Kuba'da sabah namazını kılarken biri onlara gelip 'Bu gece Nebi'e vahiy indi ve Ka'be'ye yönelmesi emredildi. Haydi siz de ona doğru yönelin!' dedi. Cemaatin yüzü Şam'a yönelikti. (Bu söz üzerine) hemen kıbleye yöneldiler
Hişam İbn Urve babasından şöyle nakletmiştir: "Henüz yeni delikanlı olduğum bir dönemde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hz. Aişe'ye şöyle dedim: Allah Teala'nın 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve, Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı hacceder veya umre yaparsa bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir günah yoktur,' [Bakara 158] buyruğu hakkında ne dersin? Ben, bu tepeler arasında say yapmayan (gidip gelmeyen) birine herhangi bir günah yazılmayacağını düşünüyorum. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle dedi: Bu düşünce kesinlikle yanlıştır. Eğer senin söylediğin gibi olsaydı, ayeti kerime 'Bunlar arasında gidip gelmemesinde kendisine bir günah yoktur,' şeklinde olurdu. Kuşkusuz bu ayet, ensar hakkında nazil olmuştur. Onlar, Kudeyd yakınlarında bulunan Menat adlı bir putun adım anarak ihrama girerler, Safa ile Merve arasında say yapmaktan geri dururlardı. İslam dini zuhur edince Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunun hükmünü sordular. Bunun üzerine Allah Teala, 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve, Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı hacceder veya umre yaparsa bu ikisi arasında gidip gelmeSinde kendisine bir günah yoktur,' ayetini indirdi
Asım İbn Süleyman'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes İbn Malik'e Safa ve Merve tepelerinin durumunu sordum. O da şöyle cevap verdi: Biz onlar arasında say yapmanın cahiliyye ad eti olduğunu düşünüyorduk. Bu yüzden İslam dini gelince, bundan geri durduk. Bunun üzerine Allah Teala, 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve ... ' ayetini indirdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Abbas, .....es-safvanu sözcüğünün "taş" manasına geldiğini söylemiştir." Bu rivayeti Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla nakletmiştir. Ayrıca Hz. Aişe'den nakledilen hadisi bu ayetin sebeb-i nüzulü olarak zikretmiştir. (Bu hadisin açıklaması "Kitabu'l-Hac" bölümünde geçmişti)
Hadis 4497 — Sahih al Bukhari 65:24
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَلِمَةً وَقُلْتُ أُخْرَى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ مَاتَ وَهْوَ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ نِدًّا دَخَلَ النَّارَ ". وَقُلْتُ أَنَا مَنْ مَاتَ وَهْوَ لاَ يَدْعُو لِلَّهِ نِدًّا دَخَلَ الْجَنَّةَ.
Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi birşey söyledi, ben de birşey söyledim. O 'her kim Allah'ın dışında [O'na] denk [tuttuğu] birine ibadet ederken ölürse cehenneme girer,' buyurdu. Ben de 'Her kim, Allah'a ortak koşmadan ölürse cennete girer,' dedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını O'na denk tanrılar edinir de, onları Allah'ı sever gibi severler.[Bakara 165] İmam Buharı bu ayetin tefsıri başlığı altında İbn Mes'ud'dan nakledilen hçıdisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'l-cenaiz"in baş tarafında geçmişti
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsrailoğullarında kısas uygulaması vardı. Onlarda diyet yoktu. Fakat bu ümmet için Allah Teala 'Öldürülenler hakkında size kısas farz kıldı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar 'bağışlanırsa ... ' ayetini indirdi. Bu ayette geçen 'bağışlanırsa' ifadesi kasten öldürmelerde, öldürülenin velisinin diyete razı olması anlamına gelir. "Artık (taraflar) hakkaniyete uymalı" Yani öldürülenin velisi hakkaniyete uyar, öldüren de ona, diyeti güzellikle öder. "Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir." Yani bu hüküm, sizden önceki ümmetiere getirilen yükümlülüklere göre daha kolaydır ve bir rahmettir. "Her kim bundan sonra haddi aşarsa, muhakkak onun için elem verici bir azap vardır." Yani diyeti kabul ettikten sonra öldüreni öldüren için elem verici bir azap vardır." Hadisin geçtiği diğer yer:
Hadis 4499 — Sahih al Bukhari 65:26
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ".
Enes b. Malik'ten rivayet edildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Allah'ın farz kıldığı kısastır
Hadis 4500 — Sahih al Bukhari 65:27
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بَكْرٍ السَّهْمِيَّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ الرُّبَيِّعَ، عَمَّتَهُ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا إِلَيْهَا الْعَفْوَ فَأَبَوْا، فَعَرَضُوا الأَرْشَ فَأَبَوْا، فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَوْا إِلاَّ الْقِصَاصَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ، فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ". فَرَضِيَ الْقَوْمُ فَعَفَوْا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ".
Enes'ten nakledildiğine göre halası Rubeyyi' bir kız çocuğunun ön orta kesici dişini kırmıştl. Rubeyyi'nin kabilesi kız çocuğundan kısastan vazgeçmesini talep etti. Ancak onun kabilesi kısasta ısrar etti. Bu defa diyet (para cezası) ödemeyi teklif ettiler. Karşı taraf yine reddetti. Bunun üzerine taraflar Allah Resıllü'ne saIJaIJahu aleyhi ve seIJem geldi. Mağdur olan taraf kısasta ısrar etti. Dolayısıyla Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kısasla hükmetti. Bunun üzerine Enes İbn Nadr 'Ey Allah'ın Elçisi! Rubeyyi'nin ön orta kesici dişleri kırılacak mı? Hayır, seni hak ile gönderene yemin ederim ki, onun ön orta kesici dişleri kırılmaz,' dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ey Enes! Allah'ın farz kıldığı kısastır,' buyurdu. Bu arada mağdur olan taraf kısastan vazgeçti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın kulları arasında öyleleri vardır ki, Allah adına yemin ettikleri zaman Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsrailoğullarında kısas uygulaması vardı ... " Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyat" bölümünde yapılacaktır. Hattabı şöyle demiştir: "Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir," ayetinin tefsır edilmesi gerekir. Çünkü "bağışlanırsa (....ufiye)" sözcüğü, hakkın yerine gelmesi talebinin ortadan kalkması anlamına gelir, Fakat "uymalı (....ittiba')" ifadesi ne anlama gelir? Bu soruya şu şekilde cevap verilmiştir: Ayeti kerimede geçen "bağışlanırsa (...ufiye)" ifadesi diyet karşılığında kısastan vazgeçilmesi şeklinde yorumlanmıştır. Bu durumda ayet gereğince diyet istenir. Buna göre kısas hakkı bulunan bazı kimseler bu hükmün muhatabı olurlar. Onlardan biri öldüreni bağışlarsa, diğerlerinin hakkı kısastan diyete dönüşür ve herkes kendi diyet hakkını talep eder
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Cahiliyye insanları aşura günü oruç tutarlardı. Ramazan orucu farz kı lınınca [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem] 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu
Hadis 4502 — Sahih al Bukhari 65:29
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَ عَاشُورَاءُ يُصَامُ قَبْلَ رَمَضَانَ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ قَالَ " مَنْ شَاءَ صَامَ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ".
Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Aşura orucu Ramazan [orucunun farz kılınmasın]dan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem] 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu
Alkame'nin Abdullah [İbn Mes'tld]dan naklettiğine göre, bir defasında Eş'as Abdullah'ın yanına gelmişti. O esnada Abdullah yemek yiyordu. Bunun üzerine Eş'as ona, 'Bugün aşura günüdür,' dedi. Abdullah İbn Mes'tld da şöyle karşılık verdi: Aşura orucu Ramazan orucu farz kılınmadan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu